Kampçılık Turizm

Antalya Fethiye Likya Yolu Trekking ve Gezi Rehberi

likya yolu
Yazarı; Gökhan Peker

Günümüzde Teke Yarımadası olarak adlandırılan, Antalya ile Fethiye körfezleri arasındaki Akdeniz’e uzanan yarımada antik coğrafyada Likya olarak adlandırılmıştır. Likya yolu bölgenin güney sınırı Akdeniz ile belirlenmiş; doğu, batı ve kuzey sınırları ise tarihi süreç içinde dönemlere göre değişiklik göstermiştir. Antik yazarlara göre; Antalya’nın hemen batısından başlayıp güneybatıya doğru uzanan Beydağları, Akdağ silsilesi ve onların kuzeybatı doğrultusundaki uzantısı, Likya’nın kuzey sınırını oluşturmaktadır.

Antalya Fethiye Likya Tarihi

Homeros Troia savaşlarını anlatan ünlü İlyada destanında Likyalıların Glaukos ve Sarpedon önderliğinde Akhalara karşı Troialıların yanında yer aldığını anlatmaktadır.Likya İ.Ö.545 yılından itibaren Pers Kralı Harpagos’un zaptı ile Pers yönetimine girip 480 yılında Kral Xerxes’in Yunanistan’ı zaptı için oluşturduğu donanmaya 50 gemi ile katılmıştır. Pers istilası İ.Ö.334 yılında Makedonya’lı Büyük İskender’in İstanbul Boğazını aşıp Anadolu’ya geçişi ve İ.Ö.333′de Granikos Savaşında Persleri yenişi ile sonlanmıştır.

Likya Büyük İskender’in ölümünden sonra İ.Ö.309′dan itibaren Mısır’da hüküm süren generallerinden Ptolemaios’ların yaklaşık 100 yıllık egemenliğine girer ki, bu dönem Likya dilinin unutulup yerini Grekçe’ye bıraktığı dönem olarak bilinmektedir.

Bölge İ.Ö.197-167 yılları arasında Suriye Kralı III. Antiochus’un yönetimindedir. Likya Roma’dan İ.Ö. 167 yılında özgürlüğünü almıştır. Bu dönemde başkent Ksanthos olmak üzere 23 şehrin “Likya Birliğini” oluşturduğu ve birlik adına para basıldığı yazıt ve sikkelerden bilinmektedir. Strabon, Likya Birliğinin 6 büyük kentinin Ksanthos, Patara, Pınara, Olympos, Myra ve Tlos olduğunu belirtmektedir.

Yerleşimlerin birbirlerine bağlanan güzergâhlarla ve uzaklık ölçüleriyle yazıldığı Likya coğrafyasının haritası olan Likya Yol Kılavuz Anıtı, dünyanın bilinen en eski ve tek karayolları haritasıdır.

Birlik Roma İmparatorluğu Döneminde fonksiyonunu yitirmediği gibi bolluk ve refahın da en üst düzeyine bu dönemde ulaşmıştır. Şehir nüfusları 5.000 civarında olup bölge nüfusu 200.000 civarındadır. Sınırlar kuzeydoğuda Kaunos’u (Dalyan ) içine alacak şekilde genişlemiştir. 5. yy. ortalarında Likya Eyaletinin Konsül Valisine bağlı 34 kent sayılmıştır. Demre ve Kaş arasında kalan bölge Likya’nın en yoğun yerleşim görmüş kesimidir. Km2 başına neredeyse 30 yerleşim alanı düşmektedir.

Likya halkının Hıristiyanlıkla karşılaşması 53-57 yıllarındaki üçüncü misyonerlik seyahatinde St. Paulus’un Myra ve Patara’yı ziyaretine kadar dayanmaktadır. Olympos’lu Methodius Likya’nın ilk bilinen piskoposudur ve 312 yılında Patara’da idam edilmiştir. 4-7 y.y.’lardaki Bizans dönemi, bölgede Hıristiyanlığın yerleşip birçok kilisenin inşa edildiği dönemdir.

Bizans’la birlikte başlayan önemli değişimlerden birisi özellikle Demre’nin dağlık kesimlerinde manastır yerleşimlerinin oluşmaya başlamasıdır. Manastırlar, ekonomik ve kamu hayatını etkileyecek kadar önemli bir güç merkezleridir. Likya’daki manastır yaşamı 5. yüzyıla kadar indirilmektedir. 5.-6. yüzyıllarda bölgede çok sayıda ve büyük boyutta kilisenin yapılması bu dönemde bölge nüfusunun oldukça yüksek olduğunu göstermektedir.

Likya sahilinin büyük bir kısmı kayalıklardan oluşmaktadır. Bu topografya liman oluşumuna bazı yerlerde olanak vermiştir. Strabon, Likya kıyılarının engebeli ve geçilmesi zor olduğunu, ancak limanlarının son derece iyi donatıldığını söylemektedir.

Tunç Çağından itibaren bölgede görülen deniz ticareti, sonraki dönemlerde çeşitlenerek Roma ve Bizans Dönemine kadar sürmüştür. Mor boya, sedir ağacı, zeytinyağı, şarap, sünger Likya bölgesinin önemli yerel üretim mallarındandır. Antik kaynaklara göre Antiphellos ve çevresindeki çok kaliteli ve yumuşak sünger çıkartılmaktadır. Ayrıca gemi yapımında kullanılan Likya Bölgesi sedirlerinin kalitesi çok yüksektir.

Likya limanları doğudan batıya doğru Idyros, Phaselis, Korykos, Olympos, Posidarisus, Melanippe, Gagai, Phoinikos, Andriake, Simena, Teimussa, Aperlai, Antiphellos, Kalamaki, Phoinike, Patara, Pydnai, Arymnessos/Perdikiai, Kalabantia, Karmylessos, Telmessos, Krya, Lissa ve Lydai olarak sıralanmaktadır. Bu limanlardan gerek konumu, gerekse de siyasi ve ekonomik gücü, uluslararası ticarete ev sahipliği yapan Andriake ve Patara diğerlerinden ayrılmaktadır.

Bölge, yöresel gelenekleri ve özellikle kendine özgü mezar mimarileri ile Anadolu’nun en ilginç bölgesi olup, şehirler genellikle kıyılarda ve bölgenin kalbi kabul edilen Ksanthos ile Arykandos vadilerinde kurulmuştur. Kendi dil ve alfabeleri ile tanınan Likyalılara ait yazıtların bir kısmı son yıllarda günümüz dillerine çevrilmiştir ki, bunların çoğu mezar yazıtlarına aittir.

Likya bölgesi, büyük, orta ve küçük ölçekli kentler, liman kentleri, askeri ve yarı çiftlik ve kule yerleşimlerinden oluşmaktadır. Bölgede görünür kalıntıların çoğu Roma ve Bizans dönemine aittir. Dağlarda yoğunlaşan klasik yerleşimlerinde mutlaka rastlanan kalıntılar, zeytinyağı ve şarap işlikleri, tarım teraslarıdır. Nüfusun büyük çoğunluğunu barındıran bu kırsal yerleşimler, hem kendilerini, hem de bağlı oldukları büyük kentleri beslemektedir.

Likya bölgesindeki konut yapıları genel olarak dört guruba ayrılmaktadır. Birinci gurup; tepe yamaçlarında yan yana sıralı, bitişik her bir mekanının ayrı girişi bulunan konutlar, İkinci gurup; yerleşim alanı içinde kırsal yerleşimlerde birbirinden bağımsız tek yada iki odalı konutlardır. Her iki gurup konutlar çoğunlukla iki katlı, sur içinde toplu yada birbirine yakındır. Üçüncü gurup; 2-4 mekana sahip, tarım alanlarında dağınık halde inşa edilmiş, genelde tek katlı, bazıları avlulu, kendine ait sarnıç ve işliği bulunan konutlar, Dördüncü gurup; ortada bir avlu çevresinde odaların yer aldığı, kırsal bölgelerde yapılmış, genelde zenginlere ait konutlardır.

Bölgede meydana gelen doğal felaketler, salgın hastalıklar kentleri, kentlerdeki yaşamları derinden etkilemiştir. Bunlardan en önemlileri 141, 240, 385,529 yıllarında meydana gelen depremler ve 542 ile 1346-1347 yıllarındaki veba salgınlarıdır. Kıyı bölgelerindeki yıkımlar nedeniyle iç bölgelerdeki yerleşimler önem kazanmıştır.

Ayrıca, İmparator II. Konstans 655′de kendi idare ettiği donanma ile Phoniks sahillerinde Araplara karşı bir savaş vermiştir. II. Konstans uğradıkları bozgundan genç bir askerin fedakarlığı sayesinde kurtulmuştur. Phoniks’te gerçekleşen bu savaş sonrası Arap donanmaları Akdeniz sahillerinde rahatça dolaşmaya başlamıştır.

802 yılında Likya ve Karya bölgesi Abbasiler tarafından ele geçirilmiştir. 10. yy’da Likya ve tüm Akdeniz Bizans hakimiyetindedir. 1155′den sonra Selçuklu II. Kılıç Arslan’ın Bizans ordularını yenmesiyle birlikte Likya Türkmenlere açılmıştır. 1204′ten sonra tüm Likya Türklerin eline geçmiştir.

OVACIK – KİRME PAFTA 1

Ovacık-Kirme (Kayaköy)

Likya yolu, resmi olarak Ovacık kasabasının güneyinde, Ölüdeniz yoluna paralel doğu (dağ) tarafında bulunan diğer bir asfalt yolun dönemecinde başladığı kabul edilse de, bilinen Likya ülkesinin batı sınırı olan eski adı Termessos; bugünkü Fethiye ilçesi ile daha güneyinde bulunan yarımada ortasında Kayaköy olarak bilinen eski ismi Karmylassos arkeolojik yerleşimler mevcuttur.

Likya ülkesinin en büyük yerleşimlerinden olan Karmylassos (Kayaköy) ile Ölüdeniz arasında, yer yer taş örülü, Likya yolu olarak işaretlenmemiş ancak yürüyüş yolu olarak farklı renklerde işaretlenmiş patikayı geçerek, hem Kayaköy, hem de deniz-orman manzaralı bir yürüyüşten sonra Ölüdeniz lagüne inilebilir.

Burada araç yolundan Ölüdeniz kasaba merkezinde bir molanın ardından, Belcekız plajının bitiminde daha güneye inen , dağın yamacında bulunan karayolu üzerinde , daha yukardaki Likya yoluna bağlanan diğer bir patika ile ana Likya yoluna bağlanabilir.

Likya yolunun resmi başlangıç noktasından sonraki birkaç km.lik kısım, doğallığını yitirmiş, inşaat çalışmaları nedeniyle genişletilmiş toprak bir yoldan sonra, Ölüdenize bakan sırtın dönemecinde, arkeolojik dönemlerde yapılmış taştan tahkimat bir merdiven ile patika başlar. Sol tarafında Babadağı, sağ tarafında ise açık deniz manzarası arasında, hafif bir eğimle yükselen patika çevresinde yer yer çam ağacı, keçiboynuz ağaçları ile genellikle Akdenize özgü maki ve çalılıklar görülmektedir.

İlkbaharda rengarenk kır çiçekleri, sonbaharda ise ıslanmış toprak ve bitkilerin kokusu, yürüyüş yapanların keyifli ve dinlendirici bir gün geçirmelerini sağlayacaktır.

Kozağacı yerleşiminde, çeşmenin önünden ayrılan diğer bir patika; çam ve sedir ormanı içerisinde yer yer dik eğimle yükselerek öncelikle yamaç paraşütü indirme noktasına;, oradan da 1970 m. seviyesine, Baba Dağının zirvesine ulaşır. Sıcak yaz günlerinde yüksek rakımda serinlemek isteyenler için keyifli bir tırmanış olabilir.

Likya yolu, Kozağacı yerleşiminden sonra birkaç km. boyunca toprak yola paralel olarak devam edilir.

Kozağacı ile Kirme yerleşimi arasında, toprak yoldan batı yönünde birkaç yüz metre saptığımızda, Kıdrak koyu ve gerisindeki yüksek uçurumun başında manzara izlenebilir. Vadinin başladığı dere yatağından aşağıya, deniz kıyısına kadar ulaşan diğer bir patika mevcut olsa da, ağır yük ve amatör yürüyüşçüler için iniş, tehlikeli olabilir.

Likya yolu, toprak yoldan devam ederek, Kirme yerleşiminin üzerinde, toprak yol ayrımında, köy evleri içerisinden dönerek inişe geçer.

Her ne kadar yol üzerindeki iki eski sarnıç olmasına rağmen; 300 m seviyelerindeki başlangıç noktasından, 750 m seviyesindeki Kozağacı yerleşimine kadar içme suyu bulunmaz. Kozağacı yerleşimi girişinde yol üzerinde, Kirmeyerleşiminde , veKirme›den 1 km sonra bulunan toplam 3 çeşme , bu paftada mevcut içme suyu kaynaklarıdır.

Kozağacı veya Kirme yerleşimlerinde alışveriş, su, yeme içme , konaklamaya yönelik resmi işletmeler olmasa da, bölgede yaşayan yerel halk, yürüyüşçülerin bu ihtiyaçlarını karşılayabilir.

KAYAKÖY

Likya döneminden günümüze ulaşan yerleşimlerden birisi olsa da Lİkya dönemine ait kalıntılar yok olmuştur. Birbirinden çok farklı iki yerleşim alanından oluşmaktadır. Bunların birincisi, turizmde de önemli yeri olan, 19. yüzyıl başında kurulmuş, yamaçlara dayalı ve nispeten yakın tarihli bir yerleşim olmakla birlikte, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde, tamamı Rum, 3000 nüfuslu bir kasaba boyutuna ulaşmış, eski adları Levissi veya Karmylassos şeklinde geçen köydür.

1957 Fethiye Depremi ile evler harabeye dönüşmüş olsa da, canlı müze niteliği büyük ilgi çekmektedir. Kayaköy’de gezilip görülecek yerler arasında büyük ve küçük kilise ve onbir şapel bulunmaktadır. Ayrıca küçük klise yanında 2 senedir bulunmakta olan bir çömlek atölyesi (Çömlekhane) vardır.

Küçük kilise yolundan yalnızca deniz veya yürüyerek ulaşımın mümkün olduğu Soğuk Su koyuna yürüyerek yaklaşık kırk dakikada gidilebilir. İkinci yerleşim, 1923 Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi ile Kayaköy’deiskan edilen Batı Trakya Türklerinin buradaki altyapıya ayak uyduramamaları nedeniyle, bu göçmenlerce ovada kurulmuş daha büyük boyutlu kısımdır.

FARALYA – ALINCA PAFTA 2

Faralya – Kabak- Alınca

Kirme yerleşiminden aşağıya doğru inen Likya yolu, irili ufaklı su kaynaklarının kenarından geçerek Faralya yerleşimine asfalt yola iner. Faralya köy yerleşimi, Babadağ›ın eteklerinde güneye bakan bir yamaçta, kelebekler vadisinin hemen üzerinde yer alan, mevki ve flora açısından son derece özel bir konumdadır. Birçok endemik bitki türü barındırır. Ölüdenizden gelen dolmuş, Faralyadan geçerek Uzunyurt ve hatta Kabak yerleşimine ulaşır. Faralya›da market ve diğer alışveriş imkanı bulunur.

Kamp, bungalow veya Akdeniz tipi taştan yapılmış otellerde barınma imkanı mevcuttur. Faralya›yı geçmeden önce ana yoldan sağa doğru sapılırsa, Kelebekler vadisinin eşsiz manzarası izlenebilir. Hatta bu sapaktan aşağıya , vadinin tabanındaki kamp alanına ulaşan bir patika vardır. Sarp kayalıkların üzerinde kurulu iplere asılarak inilmektedir. Ağır yük taşıyanlar veya amatör yürüyüşçüler için oldukça tehlikelidir.

Faralya köy halkı, evinde yiyecek, köy kahvaltısı gibi imkanlar sağlamaktadır. Faralya köyü, yola devam etmeden önce güzel bir mola noktasıdır. Likya yolu, Faralya›nınbitiminde , asfalt yoldan ayrılarak sola doğru yükselir. Yer yer makilik, çoğunlukla çam ağaçları arasından , geniş açılı deniz manzarası ile Kabak yerleşimine ulaşır. Kabak yerleşiminde yol üzerinde ve daha yukarda iki farklı çeşme ile içme suyu sağlanabilir. Üst yerleşimde asfalt yolun bitiminde market mevcuttur.

Üst yerleşimlerdeki köy halkı, her türlü yiyecek imkanı sağlamaktadır. Kabak yerleşiminin aşağısında vadide ise, birçok farklı kamp alanları ve bungalow tipi evlerde konaklama imkanı sağlanmaktadır.

Kabak vadisi, içerisinde birçok endemik bitkinin yer aldığı doğal koruma alanlarından birisidir. Likya yolu, üst Kabak yerleşiminin daha üzerinden vadinin içine doğru yönelse de, kabak vadisine aşağıya inen bir başka patika ile, vadinin tamamını görmek, vadi tabanından tam doğuya doğru çam ormanı içerisinde yükselerek ormanın derinliklerinde şelaleleri görme şansı vardır. Şelalere giden alttaki patika, daha yukarda Likya yolu ile birleşir.

Kabak vadisini, içerden kavisli bir yol ile dolanarak güneydeki Alınca yerleşimine doğru çıkış yapılır. Sandal , çam, keçi boynuzu, pinar ağaçları arasında ilerleyen Likya yolunun bu kısmı , doğal içerik açısından en zengin ve keyifli parkurlardan birisidir. Alınca yerleşiminde yiyecek ve konaklama imkanı, yerel halk tarafından sağlanabilir. Asfalt yolun 50 m kadar doğusunda , çınar ağaçları altında içme suyu için çeşme bulunur.

Alınca yerleşiminde asfalttan aşağıya inerken, sağa doğru ayrılan Likya yolu, olağanüstü deniz manzarasına sahip , Cennet koyunun üzerinden kavisli bir şekilde solanarak aşağıya inmeye devam eder. Bir sonraki (3.paftada) görüleceği üzere üçkeçi mevkii denilen bir noktada , aşağıda cennet koyuna inen patika, Likya yolundan ayrılır. Cennet koyu, sandal ağaçları ile bahar aylarında rengarenk görünümlere sahip, hiçbir yapı veya tesisin bulunmadığı bakir ve temiz kumsalı ile görülmeye değer doğal güzelliklerinden birisidir.

Vadinin derinliklerinde, son yıllarda bir kamp işletmesi faaliyete başlamıştır. Çok dik eğimli taşlık bir inişi göze alanlar için Cennet koyu muhakkak görülmeye değer yerlerden birisidir. Kabak vadisinden cennet koyuna kıyıdan gelen başka bir patika da mevcuttur.

Alınca yerleşiminden yukarı, Karaağaç yönüne, oradan da dağların arkasındaki Pınara antik kentine ulaşan patikalar mevcut olup kırmızı – sarı çizgiler ile işaretlenmiştir.

ALINCA -SİDMA- GEY-BEL PAFTA 3

Gey – Bel ; Boğaziçi – Sidyma

Alınca yerleşiminde, asfalt yoldan ayrılan Lİkya yolu patikası, Eren dağının batı tarafında deniz bakan dik yamaç boyunca güneye doğru iner. Ar kovanlarının bulunduğu «Üçkeçi» mevkiinden , aşağıya, cennet koyuna inen patika, Likya yolundan ayrılır. Güneye doğru bir süre daha devam eden patika, yer yer taş terasların olduğu düz ovaya iner. Burada görülen ilk sarnıçtan sağa doğru ayrılan patika ile korsan koyuna inilebilir.

Korsan koyu ve daha güneydeki burun boyunca «Kalabantia» arkeolojik yerleşimi görülebilir. Eğer işaretli Likya yolundan ayrılmadan devam edilecek olursa, bir köy evinin önünde ikiye ayrılan Likya yolu, gidiş yönüne göre sağ tarafta Gey ve Yediburunlar yerleşimleri üzerinden Bel yerleşimi yönüne devam eder. Ovadaki bu yol ayrımından sonra, birkaç km lik keyifli ve manzaralı tırmanışın büyük kısmı asfalt yol üzerinden yapılsa da, deniz manzarası ve ayrıca Akdeniz›e özgü karstik kireçtaşlarının içerisinde yetişen makilikler , bu güzergahın peyzajını oluşturur.

Gey veya Yediburunlarda bulunan marketler ile içme suyu ve diğer temel alışveriş imkanı bulunmaktadır. Gey köyünde, asfalt yoldan güneybatı yönünde ayrılan Likya Yolu, taş duvarlı tarlalar arasında güneye doğru ilerler. Birkaç km. ilerledikten sonra geçilecek bir boğazın ardından , sağ ( güney) tarafta tabanda deniz olan geniş, derin bir vadinin sol yamacında ince patikada ilerleyen Likya yolunun bu bölümü oldukça keyiflidir.

Vadinin merkezindeki dere yatağına kadar aşağıya inen patika, dere yatağından sonra tekrar yükselmeye başlar. Bu vadinin tamamında Akdeniz›e özgü ağaçlar ; keçiboynuzu, asırlık zeytin ağaçları ile pıynar meşeleri görülür. Vadinin sonunda, doğuya doğru yönelen patika, bir boğazdan geçerek çam ormanı içerisinden Bel yerleşimine ulaşır.

Aşağıda bulunan yol ayrımından diğer yöne, kuzey taraftaki patika seçilecek olursa, ovada bulunan tüm yerleşimlerden , asfalt yola paralel bir şekilde geçerek Boğaziçi yerleşiminden güneye , Dodurga yönüne doğru yönelir. Ovada yaşayanlar , geçimlerini , bu bereketli topraklarda tarım yaparak sağlamakta olduğundan, ova boyunca çok çeşitli ağaçlar , meyva bahçeleri, ekinlik, zeytinlikler, özellikle bahar aylarında özel görünüme sahiptir.

Dodurga yerleşiminden batıya doğru birkaç km. mesafede bulunan Sidyma antik kenti, bölgede bulunan en büyük arkeolojik yerleşimlerden birisidir. Sidyma kentinden güneybatı yönüne doğru devam eden patika, dere yatağından sonra birkaç tepenin yamacından dolanarak Bel yerleşimine ulaşır. Bu ikinci güzergah üzerinde Boğaziçi, Dodurga ve Bel yerleşimlerinde market bulunur.

Gey yerleşiminde, denize bakan tepenin başında konaklama imkanı sağlayan işletme, Bel yerleşiminde ise, yerel halkın sağladığı imkanlarla çadırlı konaklama imkanı vardır. Bel yerleşiminden güneye doğru devam eden Likya yolu, toprak araç yolu üzerinden bir süre devam ederek Belceğize ulaşır.

Paftada gösterilen market yerleri ve köy yerleşimlerinin dışında , sadece Bel yerleşiminde bulunan çeşmeden içme suyu temin edilebilir.

SIDYMA

Fethiye’ye 55 km olan Sidyma’nın eski tarihi pek bilinmemekle beraber Roma Devri’nde büyük gelişme gösterdiği bilinmektedir. Bu gelişme Bizans Çağı’nda devam etmiştir. Roma Çağı’ndaki gelişmenin nedeni İmparator Marcus’tur. Marcus (450 – 457) daha imparator olmadan Perslere karşı yapılan savaşta Lykia Bölgesi’nde hastalanır, Sidyma’da bırakılır ve Sidymalı iki kardeşin evine yerleşir. Marcus, iyileştikten sonra kardeşlerden biri ona sorar “Eğer imparator olsaydın bize nasıl bir iyilik yapardın” Marcus da “Bu olması İmkansız olay olsaydı sizi şehrinizin en önde gelen kişileri yapardım” diye yanıtlar. Daha sonra II. Theodosius’un ölümü üzerine tahta geçen Marcus sözünde durur ve Sidyma’dan ilgisini eksik etmez, kendisine bakan bu kişileri yüksek makamlara getirir.

Köyün kuzeyinde bulunan akropol iki bölüm halindedir. Güneydoğu eteği boyunca 365 m uzunluğunda, yer yer 3 m yükseklikte erken döneme ait bir duvar uzanmakta, Sidyma’nın erken dönemde de var olduğunu kanıtlamaktadır. Bu duvarın doğu ucu polygonal biçimde yapılmış olup burada kapı ve gözetleme kulesi de bulunmaktadır. Buranın biraz ilerisinde 6 oturma sırası belli olan ve daha geç dönemde yapılmış tiyatro gezilebilir. Diğer kalıntılar toprak altında kalmıştır.

Sur, sonraki devirlerde de kullanıldığı için yer yer harçlı duvarlar ve kuleleri ile görülmektedir. Akropolde, birkaç küçük kalıntı sarnıçlardan başka eser görülmez. Asıl ören yeri, bu akropolün kuzey eteğindeki vadide bulunmaktadır. Sidyma’nın güneybatı tarafına yakın yerde 9 m yükseklikte bir yapı bulunmaktadır ki birçok devirde kullanılmış bir mezar yapısıdır.

Köyün ortasında sütunları esas yerinde duran stoanın, bulunan kitabesinde, Cladius zamanında (41 – 54) yapıldığı ve ona armağan edildiği anlaşılmaktadır. Stoanın güneyinde, şimdi düz bir alan halindeki agora, kuzeyinde ise yine Cladius döneminde yapılan ve cella duvarlarının kuzey kısmından birazı ayakta kalmış 9 m uzunlukta bir tapınak yer alır. Bu tapınak imparatorlara ve Artemis’e adanmıştır. Harabenin üzerine yapılan köy evleri nedeniyle bazı kalıntılar zor seçilebilir hale gelmiştir.

BELCEĞİZ-GAVURAĞILI-KARADERE PAFTA 4

Belcekız – Gavurağılı – Kumluova 

Bel yerleşiminden güneydoğuya doğru ayrılan toprak yoldan birkaç km. ilerde sağa doğru ayrılan Likya yolu, kırmızı toprağı, asırlık zeytin ağaçları, karstik kireç taşları ile Akdenize özgü bitki örtüsü ile adeta büyük ve yapay bir süs bahçesini andıran bir düzlükte; Belcekız denilen mevkiiden sonra yüksek çam ağaçları arasından bir boğaza doğru yükselir. Boğazdan sonra ise, nispeten dik eğimli bir yamaçtan zigzaglar ile inişe geçer.

Karekteristik Likya yolu işaretlerinin nispeten silindiği bölgede, güneydoğu yönünde yamaçtan aşağıya doğru inmeye devam edilirse bir müddet sonra Gavurağılı yerleşiminin batısındaki düzlüklerin üzerinde iniş devam eder. Uzun yamaç inişi , taş örülü bir patikayı geçerek sona erer. Ağaçların ve tarlaların arasından bir km kadar devam eden patika, Gavurağılı yerleşimine ulaşır.

Bel yerleşiminden tam güney yönünde ayrılan Likya yolundan ayrı bir başka patika mevcuttur. Bu patika ise , Bel köyünün güneyinde tepenin üzerinden denize doğru dere yatağından devam ederek en sonunda bir koya ulaşır. Burada çok eski bir sarnıç ve birkaç küçük kalıntı bulunmaktadır. Bu isimsiz koydan güneybatı yönünde denize paralel olarak devam eden patika, zorlu tırmanış ve inişlerden sonra Gavurağılı düzlüğüne ulaşır.

Gavurağılı yerleşiminde içme suyu için çeşme ve ayrıca konaklama imkanı sağlayan tesis mevcuttur. Gavurağılı yerleşiminin doğu tarafındaki tepenin üzerinden devam eden Likya yolu, tepenin altında bulunan Pydnai kalesi etrafında dolanarak deniz kıyısına yakın bir köprü ile derenin karşısına geçer.

Pydnai kalesi, muntazam kesme taştan yapılmış olup, içerisinde Bizans döneminde de kullanılan kilise ve sarnıçlar bulunmaktadır. Kalenin sur duvarları günümüze iyi bir durumda gelebilmiştir.

Kumluovaya doğru ilerlerken, okaliptus , çam ve fundalıklar arasından devam eden patika, özellikle kış ve ilkbahar aylarında büyük bir su birikintisi ortasında kaldığından, harita ve fotoğraf üzerinde görüleceği üzere, kuzey yönüne doğru sapılarak, su birikintisinin etrafından dolanarak doğu yönünde ilerlemek doğru olacaktır.

Şayet, Pydnai kalesinden kuzey yönünde ilerleyip , bataklığı geçtikten sonra asfalt yolu sola viraj aldığı yerde bir başka köprü ile derenin karşısına geçilebilir. Buradaki köprü konaklama ve yemek imkanı sağlayan bir işletmenin önündedir. Buradan 250 m kadar ilerdeki anayolda, toplu taşıma araçları ile şehirlerarası ana yola,buradan da Fethiye ya da Antalya yönüne giden otobüslere erişim mümkündür.

KARADERE-LETON-SANTOS PAFTA 5

Kumluova-Letoon-Kınık-Ksantos-Çavdır 

Kumluovaya gelmeden , kumluk arazide yer yer okaliptus ağaçları ve fundalıkların içerisinde, çeşmenin olduğu yerden sola devam eder. Bu çeşmenin suyundan içilmesi tavsiye edilmez. Bir süre sonra köprüyü geçen patika, artık sıklıkla seraların olduğu Kumluova – Gerenovası yerleşimlerine doğru yönelir. Yol üzerinde Letton harabeleri görülür. Letoon harabelerinden sonra doğuya yönelince, Eşen ırmağının kıyısına kadar devam edilir. Eşen ırmağına paralel olarak kuzey yönünde devam eder. Karaköy ve köprünün diğer tarafındada Kınık yerleşimleri görülür.

Fethiyeden buraya kadar, Likya yolu üzerinde banka ya da ATM erişimi olan ilk yerleşimdir. Köprünün karşısında, sol tarafta pazar yerinin ortasından geçilerek asfalt yolda yukarı doğru devam edildiğinde Ksantos harabeleri görülür. Harabelerden sonra patika, orman içerisinde, asfalt yola paralel olarak devam eder. Bu bölgede Likya yol işaretlerinin silinmiştir. Asfalt yola paralel oalrak tam doğu yönünde devam edildiğinde, Şehirlerarası yol kavşağı görülür. Buradan tam karşıya devam eden Likya yolu, asflat yolu üzerinde dümdüz uzun bir süre devam ederek Çavdır yerleşimine ulaşır. Üç yol ağzından sağa devam edilerek önce mezarlıktan , sonra toprak yoldan devam edilir. Köy evinin sol tarafında zeytinliklerin içerisinden tepeye yukarı doğru yönelir. Eski bir köprünün üzerinden geçen patika köy yoluna çıkar.

LETOON

Şair Ovidius’un anlattığı bir öyküye göre kent, Zeus’tan hamile kalan Leto’nun adına kurulmuştur. Kentte en eski yerleşim izleri MÖ 7. yüzyıla kadar gider. Kalıntılar ve ele geçen kitabeler buranın dinsel ve politik bir alan olduğunu göstermektedir. Ören yeri merkezinde yan yana üç tapınak bulunmaktadır. Bunlardan en kuzeydeki Leto, ortadaki Artemis, güneyindeki Apollon’a adanmıştır. Tapınakların güneybatısında bir çeşme, hemen doğusunda kilise yer almaktadır. Kentin kuzeyinde Stoa ile arkasını kısmen doğal yamaca dayamış Helenistik Döneme ait tiyatro bulunmaktadır. Letoon M.S. 7. yüzyılda terk edilmiştir.

KSANTOS

Homeros’un ünlü İlyada destanında KsanthosluSarpedon komutasında, Likyalıların Troia Savaşı’na katıldığı anlatılmaktadır. İ.Ö. 1200 yılında yapıldığı tahmin edilen Troia Savaşı sırasında Ksanthos adının geçmesi kentin, İ.Ö. 1200 yıllarında Likya Bölgesiyle birlikte tarih sahnesinde olduğunu göstermektedir. Herodotos ise M.Ö. 545′teki Pers komutanı Harpagos’a karşı yapılan savaşta Ksanthos’luların teslim olmamak için savaştıklarını ve kendilerini kentle birlikte yaktıklarını anlatmaktadır.

İ.Ö. 468 yılında Delos Deniz Birliği’ne giren Ksanthos’un, İ.Ö. 475-450 yıllarında bir yangın felaketi yaşadığı bilinmektedir. İ.Ö. 333′te Büyük İskender’in; İskender’in ölümüyle önce Seleukoslar’ın, sonra Ptolemaioslar’ın eline geçen Ksanthos, daha sonra kurulan Likya Birliğinin 3 oy hakkına sahip altı büyük kentinden birisidir. Likya dilindeki adı Arnna olan Ksanthos, İ.Ö. 2. yy. da, Likya Birliği’nin başkenti olmuştur.

Tarih boyunca büyük istilalar ve felaketler geçiren şehri Roma Dönemi’nde M.Ö. 42 yılında Brutus işgal etmiş ve Likya akropolünü yerle bir etmiştir. KsanthoslularBrutus’a teslim olmamak için yine topluca intihar etmiştir. Hemen bir yıl sonra MarcusAntonius, Brutus’un açtığı yaraları sarmak için Ksanthos’u yeni baştan imar etmiş, kentin Roma Dönemi refah ve zenginlik içinde geçmiştir. 141 yılındaki deprem kentte hasara neden olmuştur. RhodiapolisliOpramoas her yere yetiştiği gibi buraya da yardım etmiş, ancak Ksanthos eski şaşaalı günlerine ulaşamamıştır. Bizans Dönemi’nde bir piskoposluk merkezi olmuş, Arap akınları başlayınca terk edilmiştir.

Ksanthos’u ilk defa 1838 yılında Ch. Fellows keşfetmiş, kentteki bütün rölyefleri ve büyük mimari parçaları sökerek, Patara’dan savaş gemisiyle Londra’ya taşımıştır. Bugün British Museum’unLykia Salonu’nda buradan götürülmüş olan birçok eser sergilenmektedir.

Kınık yerleşiminin içinde yer alan Ksanthos antik kentine çıkılırken Helenistik dönemde inşa edilmiş şehir kapısının yanından geçilmektedir. Kapının hemen üzerindeki kalıntılar, 69-79 yıllarında hüküm süren Roma imparatoru Vespasianus’un anısına yapılmış kapının kalıntılarıdır. Yolun sağında, Sir Charles Fellows tarafından sökülüp Londra’ya götürülen Nereidler Anıtı’ndan arta kalan kısımlar görülmektedir. 10.15 x 68 m. ebadında ve 5.15 m. yüksekliğindeki anıt, İ.Ö. 380 yıllarında Kral Arbinas’ın mezarı olarak yapılmıştır.

Anıt mezar yüksekçe bir kaide üzerine oturtulmuştur. Anıtın alt kısmında bir savaş sahnesini anlatan iki dizi kabartma, onun üzerindeki mimari parçalardan sonra önde dört sütunun tuttuğu bir üçgen alınlık bulunmaktadır. Alınlık kısmına, yanlarda savaş sahnelerini yansıtan kabartmalar yerleştirilmiştir. Anıtın sütunları arasında deniz perileri olan Nereid heykelleri bulunduğundan anıta ‘Nereidler Anıtı’ denilmiştir.

Çeşitli zamanlarda ilave edilen ve kulelerle desteklenen Helenistik surlar, Ksanthos antik kentinin etrafını çevirmektedir. Antik Tiyatro, akropoldedir. Helenistik dönemde yapılan ve Roma Devri’nde yenilenen tiyatronun doğu ve batı yönünde tonozlu girişleri bulunmaktadır. Yarım daire şeklinde orkestrası ve süslü bir skene binası bulunan tiyatro 2200 kişiliktir. Tiyatronun üzerinde 4.35 m. yükseklikte bir Likya tipi kule mezar bulunmaktadır.

Bu mezar İ.Ö. 4. yy.’ da yapılmış ancak tiyatro yapılırken buraya taşınmıştır. Roma Devri özelliklerini taşıyan ve günümüze sağlam olarak gelebilen tiyatronun batı tarafında, gösterişli üç anıt yan yana durmaktadır. Bu anıtlardan birisi İ.Ö. 480 yılına ait Harpyialar Anıtı’dır. 8.87 m. yükseklikteki bu anıt, 5.43 m. yükseklikteki bir gövde üzerine oturtulmuştur. Yukarıda ölü ailesini ve Sirenler’i tasvir eden kabartmalar bugün British Museum’a götürülmüş olup yerinde alçı kopyaları bulunmaktadır.

Kabartmalarda küçük kadın şeklindeki ölülerin ruhlarını sembolize eden Harpyialar’dan dolayı bu anıta “Harpyialar Anıtı” denmiştir. Bir krala ait olması muhtemel anıtın kalan izlerinden kırmızı ve mavi boyalı olduğu anlaşılmaktadır.

Likya akropolünün kuzeydoğu kısmını Bizans Devri’nde yapılan bir manastır kaplamaktadır. Manastırdaki mozaiklerden birinde meşhur Calydon avı ve Thetis’in Akhilleus’u Styks Irmağı’na batırması sahneleri işlenmiştir. Bu eserler günümüzde Antalya Müzesi’nde sergilenmektedir.

Tiyatronun karşısında bulunan 2. yy. a ait agoranın arkasında, yekpare taşın üzerine Grekçe ve Likya yazısı ile yazılmış, 9.71 m. yükseklikte, 250 satırlık kitabeli bir anıt vardır. “Yazıtlı Stel” de denilen bu anıttaki kitabenin bazı kısımlarında İ.Ö. 5. yy.’ da yaşamış Ksanthos Kralı Gergis ve oğlu Arbinas’ın adı geçmektedir.

Kentin merkezinde doğu-batı yönlü ana cadde yer almaktadır. 11,85 m. genişliğindeki caddenin iki yanında, üzerleri portikolarla örtülü, 5.70 m. genişliğinde beyaz mozaikler ile kaplı kaldırımlar vardır. Ana caddenin sonunda Erken Roma Dönemine ait bir anıtsal kapı bulunmaktadır. Bir kavşağa gelindiğinin göstergesi olan anıtsal kapıdaki bir yazıttan bu kapının tanrılaştırılmış Tetrarkhoslar’a ithaf edildiği ve 4. yy.’ın ikinci yarısında inşa edildiği anlaşılmaktadır.

Ana caddenin güneyinde yukarı agora yer almaktadır. Bu agora hem ana caddeyle hem de güneye inen caddeyle sınır oluşturmaktadır. Agora dört yandan portikolarla çevrilmiş, meydanı ise kalker karolarla kaplanmıştır. Güneye inen caddede 5. yy.’ a ait, zemini ve narteksi mozaiklerle kaplı Bizans bazilikası yer almaktadır.
Doğuya doğru gidildiğinde “Dansözler Lahdi” görülmektedir. Lahdin, uzun yüzlerinden birinde savaş, diğerinde av sahnesi yer almıştır. Kapağın her iki dar yüzünde ise birer dansöz, karşılıklı şekilde dönerek dans etmektedir.

Surların açık bıraktığı yerden çıkarak nekropol sahasına gelindiğinde birçok lahit görülmekte, kayalarda ev tipi mezarlar dikkati çekmektedir. Aslanlı Mezar ile Merihi Anıtı burada en çok ilgi çeken iki mezardır. 1840 yılında Ch. Fellows tarafından British Museum’a götürülen MerihiLahdi’nin kapağında ‘Merihi’ adı geçmekte, kapağın her iki tarafında dört atın çektiği arabada bulunanlar Khimaira canavarına karşı savaşmaktadır.

MerihiLahdi’nin yanından surun içine girildiğinde karşılaşılan dört mezar anıtından en dikkat çekeni Likya kule mezarıdır. Bu kule mezarın hemen yanında yer alan Payava Anıtı, Ch. Fellows tarafından British Museum’a götürülmüştür. Bu anıtın bir yüzünde huzura kabul sahnesi ile üstte iki satırdan oluşan Pers SatrabıAutophradates’in adını veren Likçe yazıt; diğer yüzünde ise savaş sahnesi ile kabartmanın üst kısmında bir satır halinde bu anıtı Payava’nm yaptırdığını bildiren Likçe yazıt bulunmaktadır.

Ksanthos’un suyu 15 km. uzaklıktaki Çay Köyü’nden aquaduklerle şehrin yakınına getirilmiş, buradan dağıtılmıştır. Bugün su kanalları İslamlar Köyü’ne kadar 7 km. takip edilebilmektedir. Lykia akropolündeki yapılara su götüren künkler de hala görülebilmektedir.

ÜZÜMLÜ-İSLAMLAR PAFTA 6

Çayköy-Üzümlü-İslamlar

Çavdır yerleşiminin güneyindeki üç yol sapağıdnan sağa doğru yönelince, önce mezarlık daha sonra toprak yoldan devam edilerek zeytinliklerde tepenin üzerine doğru çıkar. Vadide eski bir Roma köprüsü dikkati çeker. Çayköy yerleşiminin üzerinde, Lİkya patikası köy yoluna çıkar. Bir müddet sonra tekrar patika başladığında su kanallarına paralel olarak devam eder. İkinci bir Roma köprüsü geçildikten sonra çam ağaçları altındaki toprak yoldan devam eder.

Ormanlık alanın sonunda sık dikenli bir alandan geçilir. Özellikle bu bölümde mümkünse pantolon ve tozluk kullanılması önerilir. Yer yer doğal patika, bazı bölümlerde ise asfalt üzerinde devam eden Likya yolu, İslamlar yerleşimindeki inişin ardından birkaç km sonra Akbel’e ulaşır.

Paftada, Likya yolu üzerinde sadece Üzümlü  yerleşiminde market bulunur. İslamlar yerleşiminde ise, konaklama imkanı sağlayan bir işletme ile ayrıca  Likya patikasına pekte yakın olmayan bir market bulunur. Üzümlü yerleşiminden 2 km sonra ve 4 km sonra patika üzerinde iki farklı çeşmeden içme suyu sağlanabilir.

Üzümlü yerleşiminden sonraki dere yatağından yukarı doğru çıkarak Likya yolundan sapılırsa, Yeşilce yerleşimine kadar dere yatağında dört farklı noktada harabeler bulunmaktadır.

AKBEL-PATARA PAFTA 7

Akbel – Delikkemer – Patara 

İslamlar (podamya) yerleşiminden 1 km kadar güney yönde asfalt yol üzerinde ilerleyen yol Akbele ulaşır. Akbelde mezarlıktan sağa; camiye doğru giderken ilk aradan sola, sonraki ilk aradandan sağa sapıp okulun yanındaki yoldan düz ilerleyen patika , Antalya asfaltından hemen karşıya geçince delikkemer tabelası çıkar. Akbelden bu noktaya kadar asfalt yolda ilerleyen yol, sonrasında çalılık içerisinden 6 km boyunca Kınık-patara ovasını seyrederek ilerler.

Delikkemere varılınca yol ikiye ayrılır. Biri Kalkana dogru giderken, diğeri Patarayadogrudelikkemere paralel bir şekilde ilerler. Kemerin yanından geçip Patara tabelası görülür. Sol taraftaki toprak yolda Likya yol işaretleri yer yer silinmiştir. Sol tarafında Fırnazkoyu ve Kalkan manzarası görülür. 2-3 km düz gittikten sonra yol yokuş aşagızigzaklar çizerek ilerler ve sonunda Pınarkürüne varılır. Burada yaz kış faal bir çeşme bulunur.

Kalkan açıklarındaki adalarının manzarası eşliğinde inişli çıkışlı yol, çam ve yer yer zeytin ağaçları altında ilerleyerek Patara kumsalını gören bir tepeden aşağı doğru birkaç km inen yolda Patara tabelası görülür. Sol taraf, Patara ve Gelemiş yerleşimine, sağ taraf ise bahçe ve dere yatağından yukarı çıkarak , 10 km lik toprak bir yoldan çam ormanı içerisinde tekrar Delikkemere ulaşır.

Türkiyenin en uzun, Avrupanın ve dünyanın en uzun 3. kumsalı ünvanını taşıyan uçsuz bucaksız ince kumla örtülmüş olan Patara kumsalı endemik yengeçleri, bazı sucul canlıları ile görülmesi gereken yerlerden birisidir. Yılın birkaç ayı dışında Patara›nın birkaç km kuzeyindeki Gelemiş yerleşimine kadar toplu taşıma araçları ile ulaşım imkanı bulunur.

PATARA

Antalya-Muğla il sınırını çizen Eşen Çayı’nın doğusunda, Gelemiş Köyü’nde yer alan korunaklı limanıyla sadece içinde bulunduğu Eşen Vadisi’nin değil, tüm Likya’nın “Ana Limanı” olan Patara, ayrıca Homeros’un “Likya soylu” olarak tanımladığı Apollon’un ünlü kehanet merkezinden başlayarak dinler tarihi içinde daima özel bir yere sahip olmuştur. Kent, karaya doğru 2 km. giren bir halicin iki yanında yapılaşmıştır.

Tepecik Akropolü’nde ele geçen buluntular, kentin en geç İlk Tunç Çağı içerisinde, İ.Ö. 3. binyılda kurulmuş olduğunu göstermektedir. Likya dilindeki adı Pttara’dır. İ.Ö. 540 dolaylarında Likya Perslerin egemenliğine girmiştir. İ.Ö. 334/333′de Likya’ya gelen İskender’in ardından Patara İ.Ö. 3. yüzyıl boyunca Ptolemaiosların eline geçmiş, o süreçte adı Arsinoe olarak değişmiştir. İ.Ö. 168/7 yılında kurulan Likya Birliği’nin ve 43′te Roma’nın Likya Eyaleti’nin başkentidir.

Tiyatronun hemen kuzeyinde konumlanan ve doğuya yönelik cephesi agoraya bakan, 42.80×32.60 m. ölçüleriyle Antik Anadolu’nun en büyüklerinden birisi olan Meclis Binası, İ.Ö. 2. yy.da Likya Birliği’nin resmi olarak kurulmasıyla yapılmıştır. Likya’nın Birlik toplantılarına hizmet verebilecek tek yapısıdır. Likya bir Roma eyaletine dönüştüğünde 1500 kişiye büyütülerek Odeon işlevini de üstlenmiştir. Önemi boyutundan değil, buna neden olan işlevinden gelmektedir. Montesquieu, Likya Birliği’ni “tarihin bilinen ilk en mükemmel cumhuriyet yönetimi” olarak değerlendirmiş, bu sistem ABD Anayasası’nın biçimlenişinde örnek oluşturmuştur.

Likya Birliği, Roma Çağı içinde de varlığını sürdürmüştür. Pax Romana süreci Patara’ya barış ve refah getirmiş, 131 yılında İmparator Hadrianus ve eşi Sabina Patara’ya gelmiştir. Ticaret ve Apollon kehanetiyle gelen yüksek yaşam düzeyiyle Patara Likya’nın en büyük ve zengin kentlerinden birisi olmuş, kentte önemli anıtsal yapılar inşa edilmiştir.

Kentin Roma Eyalet başkenti olmasının ardından, 46 yılında, liman önündeki kavşağa dünyanın bilinen en eski ve tek karayolları haritası olan Likya yerleşimlerinin birbirlerine bağlanan güzergâhlarla ve uzaklık ölçüleriyle yazıldığı Likya Yol Kılavuz Anıtı yerleştirilmiştir.

Kent suyunu kanallarla Bodamya’dan taşıyan sistemin en görkemli yapısı olan Delikkemer, Liman Hamamı, Pharos olarak adlandırılan deniz feneri, Limanı Agoraya bağlayan sütunlu ana cadde, Onur Takı, Granarium bu dönemde yapılmış anıtsal yapılardandır.

Deniz Feneri günümüzde kum yürümesi nedeniyle kıyıdan yaklaşık 500 m. uzakta kalmıştır. Dış yuvarlağın limana dönük yüzüne, altın kaplama büyük bronz harflerle İmparator Neron’un bu feneri “denizcilerin selameti için” MS 64/65 yıllarında yaptırdığının yazıldığı onur yazıtı yerleştirilmiştir.

Kentin kuzeyinde ve Tepecik yamacındaki “karşılayıcı” konumuyla “kente girişi” simgeleyen Onur Takı, Traian’ın eyalet valilerinden MettiusModestus’un anısına İ.S. 100 dolaylarında dikilmiştir. Dört ayak üzerine oturan, 19 m uzunluğunda ve 10 m yüksekliğinde, üç geçişli görkemli bir anıttır. Yapı, güneybatı çaprazındaki Liman Hamamı için su kemeri işlevini de yüklenmiştir.

Tepecik Akropolü’nün güney yamacındaki düzlükte, iç limanın doğu kıyısında yer alan Liman Hamamı, yan yana dizili dikdörtgen biçimli üç ana mekânıyla (soğukluk, ılıklık, sıcaklık) Likya hamam mimarisine özgü plan geleneğini yansıtmaktadır.

Liman’ı güney uçta iki geçitli, kemerli ve alınlıklı, özgün bir kapıyla Agora’ya bağlayan Ana Cadde’nin her iki yanı sütunlu revaklarla kuşatılmıştır. Batısında dükkanlar sıralanmış olup 12.60 m. genişliğiyle Anadolu’nun en geniş ve iyi korunmuş caddelerindendir. Agoraya, Meclis ve Tiyatroya geçiş, güney ucundaki anıtsal kapı ile sağlanmıştır.

Kentin güney ucundaki Kurşunlu Tepe’nin kuzey yamacına oturan Tiyatro ise 34 oturma sırasından oluşan bir caveaya sahiptir ve yaklaşık 5000 kişiliktir.

Roma tapınağının tüm özelliklerini içeren Korinth Tapınağı, antik kaynakların Patara’da var olduğunu söyledikleri sekiz tapınaktan sadece biridir. Bezek biçemiyle Mark Aurel Dönemi’ne tarihlenmektedir.

Patara Likya’nın, dikme mezar dışında kalan tüm mezar tiplerine sahiptir. 3. yüzyıl yapımı Attika tipli pahalı lahitler yörede en fazlasıyla burada bulunmaktadır. Doğal dokusunun uygun olmayışı nedeniyle kaya mezarı azdır. Yerini benzer biçimde yeraltına oyulan oda mezarlar yapılmıştır.

Antik dünyada ayakta kalabilmiş üç örnekten biri olarak önemsenen depo işlevli Granarium, İmparator Hadrian ve karısı Sabina’nın 131 yılı ziyaretlerinin anısını taşımaktadır. Başta tahıl olmak üzere, zeytinyağı ve şarap gibi tüketim maddelerinin depolandığı Granarium, halicin liman ağzına yakın batı kıyısında, yer yer çatı düzeyine dek korunmuş ince-uzun görüntüsüyle göze çarpmaktadır.

4. yüzyılla başlayan Doğu Roma İmparatorluğu Dönemi’nde Hristiyanlığın çok önemli piskopos kentlerinden birine dönüşmüştür. Hristiyanlık Likya’sının en erken ve en büyüklerinden biri olma ayrıcalığına sahip Kent Bazilikası önemli mimari yapılardandır. St. Nikolaos’un, doğduğu ve yetiştiği kent de Patara’dır.

541 yılındaki veba salgını nüfusun azalmasına yol açmış, 7. ve 8. Yüzyıllarda Arap akınları nedeniyle halk dağlık bölgelere çekilmeye başlamıştır. 12. yüzyılda limanın güneyindeki düzlüğü kuşatan kalın bir surla iyice küçülerek bir Orta Çağ liman kentine dönüşen Patara’da yazılı kaynaklardan gelen son aktarım, 1478 yılında Cem Sultan’ın Patara’da bir Rodos heyetiyle buluşmasıdır. Kent, 1500 dolaylarında terk edilmiştir. Kentin terk edilmesinde haliç ağzının kumla kapanmasının büyük etkisi olmuştur.

FIRNAZ (PHOINIKOS)

Antik dönemlerden günümüze kadar korunma ve konaklama noktası olarak kullanılan Fırnaz Koyu bazı kaynaklarda Phoinikos olarak geçmektedir. Denize doğru eğimli bir arazi yapısına sahip koy çevresi antik dönemlerde teraslar oluşturularak tarım alanı olarak kullanılmış, ufak düzlüklerde çiftlik evleri inşa edilmiştir.

Koyun en üst noktalarında Patara kentinin su sistemi içinde günümüze kadar oldukça sağlam gelebilmiş ve özgün yapısıyla bölge arkeolojisinde önemli bir yere sahip Delikkemer Su Yolu; Koyun içinde de konaklayan gemiciler tarafından kullanıldığı düşünülen kaya yüzeyindeki nişlerin olduğu kutsal alan bulunmaktadır.

Koyun gerisindeki Muar (Pınar) Kürü mevkiinde su kaynağından dolayı kesintisiz bir yerleşim süreci gösteren alanda konutlara ait kalıntılar dışında Roma dönemine ait Likya tipi bir lahit ile apsisi görülebilen bir kilise kalıntısına rastlanmaktadır.

KALKAN-BEZİRGAN-SARIBELEN PAFTA 8

Kalkan-Bezirgan-Sarıbelen 

Akbelden Bezirgana doğru 3-4 km boyunca asfalttan ilerleyerek Kalkanın manzarası eşliğinde ilerlenir. Yol üstündeki eski su sarnıcından sola sapılarak taşlı patikadan tepeye doğru zigzaklar çizerek tırmanma başlar. Dik ve yorucu bir tırmanış olabilir.

Zirvenin ardından taşlı yollardan yürüdükten sonra eski ama hala kullanılan tahıl ambarları görülür. Bezirgan köy meydanına kadar asfaltta ilerlenir. Kalkan ilçesinden sonra içme suyu ancak Bezirgandaki çeşmelerden temin edilebilir.

Ayrıca merkezde temel alışveriş için market bulunur. Bezirgandan çıkıp anayola doğru tırmanma başlar. Ana yolun yanındaki toprak yoldan Tv vericisine dogru ilerleyip, biraz yürüdükten sonra toprak yoldan patikaya geçip çalılıkların arasından iniş başlar.

Bu kısımda Lİkya yol işaretleri yer yer silinmiştir. Dolanarak tekrar asfalta inince Likya yolu tabelasını görülür. Ekinlik alan içerisinden Sarıbelen yönünde ilerlenir. Sarıbelen yerleşiminde market ve ayrıca çeşme bulunur.

Asfalttan ayrılıp köyün üst tarafına doğru tırmanan patika ile tekrar asfalta bağlanır. Bir miktar ilerledikten sonra yolun sağ tarafından tepeye dogru patikadan devam edilir. Kısa bir ormanlık alandan sonra Alacaambar tepesinin ardındaki düzlüğe varılır. Toprak yola bağlanan patika , yükselerek birkaç düzlük ve ağıl geçtikten sonra Gökçeörene kadar küçük tepe ve düzlükler aşılarak devam eder.

TUMİNEHİ /TYMNESSOS (BEZİRGAN)

Yapılan araştırmalar, Bezirgan’daki kalıntıların Likçe kaynaklarda Tuminehi, Yunan ve Roma kaynaklarında Tymnessos olarak anılan yerleşime ait olduğunu, Kalkan’ın ise Tuminehi’nin limanı olduğunu göstermiştir.

Dağ ve tepeler arasında oldukça verimli bir ovaya ve zengin su kaynaklarına sahip Tuminehi, deniz yüzeyinden 1000 m. yükseklikte bir dağlık yerleşimdir. Stratejik açıdan önemli bir konuma sahip olan antik yerleşim, bölgenin Ksanthos ve Phellos arasındaki ana ticaret güzergahında yer alan dar bir geçidi, yerleşimin en yüksek noktasındaki kalede bulunan süreli bir birlik ile kontrol altında tutmuştur. Akropol bu noktanın 300 m. aşağısındadır. Bu iki nokta arasında, yüksek teras halinde düzenlenmiş bir kiliseye ait kalıntılar içeren alanın kentin kutsal alanı olduğu tahmin edilmektedir. Akropol ve söz konusu geçit arasında yer alan kent, kaçak kazılar ve erozyon nedeniyle oldukça tahrip olmuştur.

HACIOĞLAN PAFTA 9

Gökçeören – Gökdere 

Gökçeörende konaklama ve yemek-içme suyu ihtiyaçları için yerel halk imkan sağlamaktadır. Gökçeörenden itibaren asfaltta bir süre ilerleyen yol, daha sopnra toprak yoldan dere yatağına paralel olarak devam eder. Tatlı bir meyille uzun süre inişten sonra, karadere denilen yaz kış akan dereyi gördükten sonra derenin karşısında tepeye doğru tırmanış başlar.

Birkaç saatlik bir tırmanışın ardından önce bir düzlük, sonrada terk edilmiş birkaç eve görülür. Ardından kamp için müsait bir alan ve suyun olduğu , büyük bir çınar ağacının bulunduğu bir yer göze çarpar. Bu noktadan sonra, yeni yol çalışmaları nedeniyle Likya yol işaretleri büyük oranda silinmiştir. Bazen toprak yol , yer yer patika olarak devam eder.

Hacıoğlu yerleşiminden kuzeydoğu yönünde 7-8 km patikalardan ilerlenecek olursa Kandyba antik yerleşimi de görülebilir.

GÖKÇEÖREN ANTİK YERLEŞİMİ

Eski adı Seyret olarak bilinen Gökçeören köy merkezinde Sarıbelen –Kalkan istikametine giden yol çıkışında yolu sağında ve solundaki tepelerde Klasik Dönemden başlayarak Helenistik ve Roma Döneminde kullanılmış bir yerleşim alanı bulunmaktadır.

Oval formlu kuzeydeki tepeciği yamaçlarındaki kaya mezarları yerleşimin Nekropolünün burası olduğunu göstermektedir. Güneydeki tepe silsilesi ise esas yerleşim alanıdır. Tepenin en yüksek noktasında gözetleme kulesi yada içkale niteliğinde olabilecek dikdörtgen bir yapı kalıntısı vardır. Bu kalıntının eteklerinde ise kaya mezarlarıyla iç içe geçmiş konut alanları yer almaktadır. Yapıların mimarisi ve duvar işçilikleri yaşandığı dönemde zengin bir yerleşim olduğunu göstermektedir.

KANDYBA

Elmalı-Kaş karayolu Kasaba çıkışının batısındaki dağ yolundan ulaşılan, günümüzde Çataloluk (eki adı Gendiye) Köyü sınırlarındaki antik Kandyba, batıdan doğuya doğru alçalan ve adeta oval bir masa görüntüsü veren doğal yükseltinin üzerindedir. Batı-kuzey ve doğu yönler oldukça dik ve sarp kayalık iken güney taraf surla korunur duruma getirilmiştir. Güneyde merdivenlerle ulaşılan kent kapısı iki kule ile korunmaktadır.

Akropolü kuzey-güney doğrultusunda uzanan 180 metre boyunda dar ve uzun bir zirveye sahiptir. Ortaçağa ait ve bakımsızlıktan harap hale gelmiş bir şehir duvarı antik temellerin üzerinde yükselmektedir. Akropolün güney ucundaki kayanın kesilmesinden oluşan ve yakın zamanda saray olarak nitelendirilerek, erken 5.-4.yy’a tarihlenen yapı dışında kalan tüm kamu binaları ve tiyatro günümüzde tamamen kaybolmuştur. Akropolün doğusunun evler için ayrıldığı tahmin edilmektedir. Kentteki bazı buluntular, erken Bizans döneminde kısa süreli iskan edildiğini göstermektedir.

Akropolün doğu ve güney eteklerinde kaya mezarları; kuzey batı eteklerinde de yerli kayaya oyulmuş lahit tekneleri ve mezarlarıyla Nekropol alanı bulunmaktadır. Kaya mezarlarından ikisinde Likçe yazıt vardır ve mezarlardan birinin üzerindeki kırmızı boya hala durmaktadır.

Kandyba yerleşiminin en dikkat çeken özelliklerinden biri de Likya tipi mezar anıtı şeklinde yapılmış olan tahıl ambarlarıdır. Yüksekçe bir taş temel üzerine tamamı ahşaptan, kereste hatılların birbirine kenetlenmesi ile yapılmış yaklaşık 20 adet tahıl ambarı tespit edilmiştir.

DEREKÖY- ÇUKURBAĞ PAFTA 10

Çukurbağ – Pınarbaşı  

Phellosakadar yer yer dikenli bir patikada ilerleyen yol, yeni yol çalışmaları nedeniyle bazı kısımlarda oldukça belirsiz hale gelmiştir. Tepeye hafif bir tırmanış ile Phellosun ilk kalıntılarını görünür ve ardından patika, bizi şehrin girişine doğru götürür. Şehre girmeden yanından Çukurbağa doğru yönelir. Çukurbağa kadar dik olarak birkaç km boyunca inişdevam eder. Köy camisinden de aşağıda köy merkezine girilir. Köyde market bulunmaz ancak birkaç yerde kuyu suyu kullanılabilir. Çukurbağ içinden geçen Likya yolu, uzun düzlükler ve tarlaların ortasından geçerek Kaş İlçesini tepeden gören bir noktaya ulaşır.

Phellosdan aşağı Çukurbağ yönünde inerken, yoldan ayrılmadan Pınarbaşı yerleşimi ve daha güneydeki Pınarbaşı ismiyle tescil edilmiş harabeler görülebilir.

PHELLOS

Phellos kenti, Kaş’ın (Antiphellos) kuzeydoğusunda deniz seviyesinden yaklaşık 950 m. yükseklikte Çukurbağ köyündeki Felen mevkiinde yaklaşık 550 m. uzunluk ve 200 m. genişliğindeki tepe üzerinde yer almaktadır.

Yerleşimin tarihi İ.Ö.6-7. yy.’lara kadar uzanmaktadır. Likya dilindeki adı “Vehinda”dır. Phellos, büyük bir kent görünümünden çok bölgenin tümünü kontrol eden askeri bir yerleşim yeri olup, Antiphellos bu yerleşimin limanıdır.

Şehrin zenginliği sedir ormanlarından elde edilen gelirdendir. Akropolü çevreleyen surlar doğu ve güneydoğu yönünde kulelerle desteklenmiştir.

Akropolün kuzey yönündeki vadi içinde ve karşısındaki tepenin eteğinde yer alan çok sayıda lahit arasında İ.Ö. 385-350 tarihli kabartmalı olanı en ilgi çeken örneklerden biridir. Bu lahdin bir yanında sedire uzanmış, elinde kadeh tutan mezar sahibinin tasviri vardır. Ölünün iki yanında ayakta duran iki figür ile sedirin altında kuş figürleri görülmektedir. Bu alanda bir kısmının üzerinde yazıtlar bulunan İ.Ö.4.y.yıla ait diğer lahitler de yer almaktadır. Akropolün batı ucuna doğru ev tipinde Likya kaya gömütü bulunmaktadır. Likya’nın ahşap ev mimarisini kaya gömütüne yansıtmış en özgün örneklerden biri olup mezar odasının üç tarafında klineler görülmektedir.

PINARBAŞI YERLEŞİM ALANI

Yerleşim alanı, Pınarbaşı Köyünde Meşelik Tepenin yaklaşık 250 m güneyinde bir kısmı da yaklaşık 500 m güneydoğusundadır. İlk karşılaşılan yapı hafif tepelik bir alanda dikdörtgen planda moloz taş duvarlara sahip duvar işçiliğinde kireç harçlı kule olması muhtemel bir yapıdır. Bu yapıdan Meşelik Tepe’ye doğru gidildiğinde bir adet kuyu sarnıç ve yoğun bitki örtüsü nedeniyle planı anlaşılamayan yıkılmış yapı kalıntıları görülmektedir. Bu kalıntının batısında çevresi bir avlu duvarı ile çevrili, avlusunda kuyu sarnıç bulunan yapı kalıntısı bulunmaktadır.

KAŞ-LİMANAĞZI PAFTA 11

Kaş – Limanağzı 

Çukurbağdan güneye ilerleyen Likya yolu, Kaş ilçesini tepeden gören bir terastan aşağıya dik şekilde inerek Kaş yerleşiminin içerisinden geçer. Kaş ilçesi, toplu taşıma, market, banka, konaklama vb. ihtiyaçların karşılanabileceği bir merkezdir. Lİmanağzı yönünde devam edecekler için , Boğazcık – Kılınçlı yerleşimine varana ihtiyaçların karşılanacağı başka bir yerleşim olmadığı düşünülerek hareket edilmelidir.

Kaş ilçesi içerisinde denize paralel bir asfalt yoldan Büyükçakıl plajına devam eden yol, plajı geçtikten sonra sağa, yerleşim alanının içerisine doğru tırmanarak buradan toprak yolda devam eder. Limanağzımevkine gelmeden önce Sebeda arkeolojik yerleşimi görülür, denize doğru bakan kaya mezarların önünde iplerin yardımı ile küçük yan geçişlerden sonra, Lİmanağzı koyundaki işletmelerden bazı ihtiyaçlar karşılanabilir. Devam eden patika, yer yer tarlaların içerisinden, taşlık alanlardan ve dar toprak izlerden devam ederek Lİmanağzından sonra birkaç km. sonra tekrar deniz kıyısına yönelir.

LİMANAĞZI (SEBEDA)

Günümüzde Bayındır Limanı olarak geçen bölgede Bahtsız ve Kavgar Tepelerini içeren kentin adının Sebeda olduğu bilinmektedir. Kent, güvenilir bir liman çevresinde oluşmuş, lahitleri, kaya mezarları, sarnıçları, yağ çıkarma işlikleriyle Likya Dönemine ait küçük bir çiftlik yerleşimidir.

Bahtsız Tepenin denize bakan yamaçlarında İ.Ö.4. yy.’a tarihlendirilen doğal kayaya oyulmuş Likya tipi oda mezarlar; deniz kıyısında ise depo olarak kullanıldığı tahmin edilen, liman kullanımıyla ilişkilendirilebilecek yapı kalıntıları bulunmaktadır.Tepe üzerinde ise lahitler ve nişlerin olduğu doğal bir kayanın düzleştirilmesiyle oluşturulmuş Açık Hava Mabedi yer almaktadır.

Antik dönemde de kullanıldığı anlaşılan bir patikayla ulaşılan Kavgar Tepenin üstündeki yapı kalıntısının gözetleme kulesi olduğu tahmin edilmektedir. Kule çevresinde Likya ve Roma dönemlerine ait, bazıları yazıtlı lahitler bulunmaktadır.

ANTİPHELLOS

Kaş ilçe merkezinin bugün üzerinde kurulu olduğu Antiphellos’un adı Likya dilinde yazılmış kitabelerde ve sikkeler üzerinde Habesos olarak geçmektedir. İ.Ö. 6.yy’dan itibaren yaşamını sürdürdüğü bilinen kent, ilk dönemlerde biraz yukarısında bulunan Phellos’un limanı şeklinde küçük bir yerleşim yeri olmuştur. Ancak Helenistik Dönem’e girilirken Phellos gerilemiş, Antiphellos ise gelişerek daha ön plana çıkmıştır. Bu durum Roma Dönemi’nde de devam etmiş, şehir bölge ormanlarından elde edilen sedir ağacı ticareti ve süngercilik sayesinde gelişerek Phellos’un limanı durumundan çıkarak kendine yeten zengin bir şehir durumuna gelmiş, Likya birliğine üye kentlerden biri olmuştur.

Antik şehir kısmen bugünkü şehrin altında, kısmen de doğu-batı doğrultusunda uzayan yarımada üzerinde bulunmaktadır. Dikdörtgen taş işçiliği gösteren Helenistik sur kalıntıları yarımadanın başladığı kesimde, Meis Adası’na bakan yüzde ve deniz kenarında görülebilmektedir.

Çukurbağ Yarımadası’na giden yolun kenarındaki Antiphellos’un denize bakan tiyatrosu oldukça sağlam olarak günümüze gelebilmiştir. Yarımadanın yüksekçe yerinde 26 oturma sırası ile çok güzel taş işçiliğine sahip olan tiyatro tipik Helenistik tiyatro özelliklerine sahip olup sahne binası yoktur. Tiyatronun kuzey doğusunda ana kayaya oyularak yapılmış İ.Ö. 4. yy. ‘a tarihlendirilen ve el ele tutuşarak dans eden 24 küçük kadın kabartmasının bulunduğu mezar odası yer almaktadır.

Antiphellos’taki mezarların çoğu kentin kuzeyindeki yamaçta bulunan evlerin hemen üzerlerinde ve daha yukarılardadır. Bu mezarlar gerek cephe işçilikleri gerek yazıtlarıyla Likya kaya mezarlarının güzel örneklerini oluşturmaktadır.

Kaş’ın en önemli anıtı Uzun Çarşı Caddesi üzerinde, tek bloktan oluşan İ.Ö. 4. yy.’ a tarihlendirilen bir lahittir. Günümüze sağlam bir şekilde gelebilen lahdin 150 cm. uzunluğundaki alt kısmının üzerinde boncuk motifleri ve yazılar yer almaktadır. Kapağının kuzeybatı alınlığı üzerinde solda yarı giyinik, sopasına dayanmış, sağ bacağım sol bacağı üzerine atmış üzgün bir erkekle bir kadın figürü bulunmaktadır. Güneydoğu alınlığında sağda mantolu bir kadın ayakta durmaktadır. Kapağının her iki yanında ise başı ayaklan arasında aslan kabartmaları görülmektedir.

BAYINDIR-ASARGEDİĞİ TEPESİ YERLEŞİM ALANI

Kaş İlçesi, Bayındır Köyünün güneybatısında, Limanağzının doğusundaki yerleşim alanı Asargediği Tepesinde yer almaktadır. Yerleşimin doğusundaki düzlük alandan yamaçlara çıkarken ilk olarak kare planlı düzgün kesme taşlarla örülmüş bir anıt mezara ait olabilecek yapı kalıntısına rastlanmaktadır. Roma dönemine ait Likya tipi lahitlerin yer aldığı Nekropol alanı yerleşim içinde yamaçlar boyunca tepeye kadar doğu-batı doğrultulu olarak uzanmaktadır. Tepenin zirvesinde anakayayadesteklendirilmiş duvarları yer yer kesme taşlarla örülmekle birlikte genelinde moloz taşlar kullanılarak yapılmış savunma kompleksi bulunmaktadır. Yoğun bitki örtüsü içinde yapıların plan şemasına yönelik ayrıntılı bilgi edinilememektedir. İşliklere ait bir trapetum teknesi ortadan ikiye ayrılmış durumdadır.

ÇOBAN-BOĞAZCIK PAFTA 12

Limanağzı – Boğazcık 

Limanağzının bulunduğu yerde başlayan yarımanın boğaz kısmından geçilerek hafif tımanış ardından hafif iniş ile deniz kıyısında ilerleyen Lİkya yolu, beyaz renkli çok sivri taşların olduğu bir kıyıya paralel olarak devam ederek Çoban koyuna ulaşır.

Koyun tam doğusundaki tepenin üzerinden tekrar aşağıya inerek Fakdere mevkine ulaşır. Fakderenin güneyinde bulunan burnun ucunda, Bodrum müzesinde sergilenen dünyanın en eski batığının çıkarılırken kullanılan yerleşim alanları kalıntıları mevcuttur.

Fakderenin bulunduğu koyun doğu ucunda da , eski bir sarnıç ve harabeler mevcuttur. Fakderede yaşayan bekçi evinden , gerekirse içme suyu ihtiyacı karşılanabilir. Yine doğu yönündeki tepeye tırmanarak önce toprak yola, daha sonra yuvarlanmış , karstik kireçtaşlarının olduğu, kızıl toprağın üzerindeki patika izlerini takip edilerek Üzümlü iskelesi denilen , çakıl taşları arasında denizin hemen kıyısında zeytin ağaçları olan bir mevkiye varılır.

Sahile paralel devam eden yol, çok sivri ve beyaz mermerle bezenmiş bir koy içerisinde harnup ağaçları altında ilerler. Koyun orta kısmından yukarda görülen harabelere doğru tırmanarak Kale Tepe arkeolojik yerleşimine varılır. Buradan sonra Likya yol işaretleri silinmiştir. Kuzeydoğu yönünde hafif bir tırmanış ile iki tepenin arasından bir km civarında devam edilir. Ardından toprak yol ve işaretler ile Boğazcık köyüne varılır.

Likya yolundan ayrılarak paftada görülen Isında arkeolojik yerleşimi görülebilir.

ASAR TEPE VE GEDİK TEPE YERLEŞİMLERİ

Kaş İlçesinin yaklaşık 3 km. doğusunda yer alan Bayındır Köyünün kuzeyinde bulunan Asar Mahallesi sınırlarında Limanağzını gören fazla yüksek olmayan bir tepe üzerinde birbiri ile bağlantılıdırlar. Asartepe zirvesinde yer alan sur duvarları özensiz yöresel taşlarla örülmüştür. Tepenin yamaçlarından itibaren duvarlarının tamamına yakını yıkık durumda bulunan yapı taşları görülmektedir. Kapı lentoları dışında yapı taşları özensiz moloz taşlardan oluşmaktadır.

Gediktepe’ye çıkarken düzlük alanda ilk olarak ana kayaya oyularak yapılmış işliklere ait mekânlara rastlanmaktadır. Tepenin yamaçlarından itibaren işliklerle bağlantılı olarak moloz taş kuru duvar örgülü çiftlik evlerine ait kare planlı mekânlar yer almaktadır. Tepenin zirvesinde yer alan yapı kalıntılarının bulunduğu konum itibariyle denizden gelen tehlikelere karşı yapılmış bir gözetleme kulesi olduğu tahmin edilmektedir.

ISINDA (BELENLİ)

Belenli Köyü sınırlarında yer alan Meis Adası ile Çukurbağ Yarımadasını gören Asar Tepe sırtlarındaki yerleşim, kent içinde ve çevresinde bulunan yazıtlara göre Isinda olarak tanımlanmaktadır. Likya Birliğinde Apollonia, Aperlai ve Simena ile oluşturduğu birlikle temsil edilmiştir.

Tepenin zirvesinde bölgenin doğal oluşumlu kireçtaşı bloklarla örülmüş sur duvarları çok onarım görmüştür. Sur duvarları kuzey ve kuzeydoğuda iyi korunmuş duvarlara sahiptir. Likya’nın ahşap ev mimarisini yansıtan kayaya oyulmuş iki adet ev tipi mezar tepenin zirvesine yakın bir noktadır. Kalıntılar arasında diğer Likya kentlerinde olduğu gibi su ihtiyacının sarnıçlardan karşılandığının kanıtı olarak, ana kayaya oyulmuş bir çok sarnıç yer almaktadır.

Yerleşimin oldukça kayalık olması, tarım alanlarının ve su kaynaklarının kısıtlılığı sebebiyle kentin Bizans Dönemine kadar bile sürmediği söylenmektedir. İsinda’nın İ.Ö 4. yy’ın ilk yarısından önce iskân edildiği, hala görülebilen Likya dilinde yazılmış 3 mezar anıtı ile kesindir. Yerleşimin köye doğru olan yamaçlarında üzeri yazıtlı çok sayıda lahit mezar bulunmaktadır

ULUBURUN BATIĞI

Antalya İli, Kaş İlçesinin 8 km. güneydoğusunda uzanmakta olan Uluburun’un doğu kıyısından 60 m. açıkta Geç Tunç Çağına ait bir batık bulunmuştur. 1982 yılında bir sünger dalgıcı tarafından bulunan batıkta 1984 yılında başlatılan ve onbir sezon boyunca gerçekleştirilen yaklaşık 25 bin dalış sonucunda İ.Ö. 14. yy. sonlarında kaybolmuş bir geminin yükü gün ışığına çıkarılmıştır.

Yapılan kazılar sırasında; yaklaşık 15 m. boyunda olduğu ve sedir ağacından yapıldığı tespit edilen geminin, kıç tarafı 44 metrede, pruvası 52 metrede bulunmuş; taşımakta olduğu malzeme ise 61 metre derinliğe kadar yuvarlanmış olarak tespit edilmiş ve gün ışığına çıkarılmıştır. Batıkta bulunan bir sedir ağacı parçası incelenmiş ve batık İ.Ö. 1305 yılına tarihlendirilmiştir.

Dünyanın bilinen en eski batığı olan UluburunBatığı’nın bir Mısır teknesi olduğu, Mısır, Suriye, Kıbrıs, Anadolu ve Rodos seferini yaparken battığı belirlenmiştir. Devlete ait bir ticaret gemisi olduğu tespit edilen Uluburun gemisindeki buluntular arasında, 10 ton saf bakır, 1 ton kalay külçe, cam külçeler, fildişi eserler, Suriye- Filistin yapımı kaplar, amforaların içinde reçine, zeytin ve cam boncuklar, matara kaplar, Suriye yapımı kandiller, çok çeşitli mücevherler yer almaktadır. Buluntuların çeşitliliği o dönemde yaygın bir uluslararası ticaretin varlığını göstermiştir.

Batıktaki eşsiz buluntular arasında Eski Mısırlıların Abanoz adını verdiği ve tropik Afrika’da yetişen siyah renkli bir ağaç ile sedir ağacı, bir düzineden fazla suaygırı dişi, tütsü katkısı olarak kullanıldığı sanılan bir tür deniz salyangozunun kapakçıkları, müzik aletlerinin ses kutusu olarak kullanıldıkları sanılan kaplumbağa kabukları ile fayans veya metalden ağız kulp kaide gibi parçaların takılması ile vazo veya kapların yapımında kullanılmak üzere taşınan devekuşu yumurtaları sayılabilir.

Buluntuların bir kısmını mühürler oluşturmuştur. Yakın doğuda kimlik olarak kullanılan silindir mühürler, bir kraldan diğerine armağan olarak gönderilen Babil, Suriye-Filistin kökenli mühürlerin yanında Mısır Kraliçesi Nefertiti’nin firavunluğunu kanıtlayan dünyadaki tek altın mühür de buluntular arasındadır.

Gemide bulunan Suriye –Filistin Bölgesi yapımı tunç terazi ve hayvan şekilli terazi ağırlıkları, Tunç Çağının en güzel ağırlık seti olarak nitelendirilebilir. Ortaya çıkan aşık kemikleri aşık oynamanın yanı sıra, kehanette bulunmak amacıyla kullanılıyor olmalıdır.

Gemide bronz ok ve mızrak uçları ile kamalar dışında Miken ve olasılıkla İtalyan yapımı kılıçlar da ele geçmiştir.Yük veya gemide yiyecek olarak taşınan maddeler arasında badem, incir, zeytin, üzüm, çörekotu, sumak, kişniş, nar ile birkaç buğday, arpa tohumu bulunmuştur. Balık ağı kurşunları, ağ onarımında kullanılan mekikler, olta iğneleri ile ucu çatallı bir balık zıpkını, gemide balık avlandığını göstermektedir.

Kaş Uluburun Batığından çıkarılan eserler ile geminin 1/1 ölçeğindeki kesiti, taşıdığı yükün tıpkı yapımları gemi içine yerleştirilmiş şekilde ve deniz tabanındaki konumuna göre Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesinde Geç Tunç Çağı Batıkları Galerisinde sergilenmektedir.

BOĞAZCIK-ÜÇAĞIZ PAFTA 13

Boğazcık – Üçağız 

Boğazcık yerleşiminin girişinden sağa doğru Likya yolundan devam edilmez ise köy içinde yemek, içme suyu ve hatta konaklama imkanı için yerel halk evlerinden faydalananmak mümkündür. Köyün girişinde sağa doğru sapan Likya yolu, tepenin üzerinden sola , Apollonia arkeolojik yerleşiminin bulunduğu tepeye doğru yönelir.

Harabelerin olduğu tepenin yamacındaki asfalt yolu kısa bir süre takip ettikten sonra, sağa sapar , taşlık arazilerden bayır aşağı inildikten sonra zeytinlikler arasında kızıl toprakta patikalardan geçerek Aperlai arkeolojik yerleşimine inilir.

Harabelerin önündeki lagün ile , Kekova adasının kuzeybatısındaki lagün arasında , bir boğaz boyunca kızıl renkli tarlalardan , harabelere paralel bir şekilde devam ederek doğudaki diğer lagüne ulaşır. Buradan kuzey yönünde, tepenin üzerinde, keyifli patikalardan , büyük ağaçların bulunduğu geniş düzlüklerden geçerek Kekova ve Üçağızı gören bir tepeden aşağı inilir.

Üçağızın önündeki Lagünün kıyısına varıldıktan sonra, denize paralel olarak masalsı bir yolda, yuvarlak büyük kayaların arasında , Akdenizde dahi ender görülen bir botanik yapı içerisinde Üçağıza varılır. Üçağızdan Kekova adasına giden tur tekneleri ile bölgedeki arkeolojik yerleşimler görülebilir. Üçağızın merkezinde Teimusa arkeolojik yerleşimi de görüldükten sonra , doğu yönünde deniz Lagününe paralel olarak ilerler.

Likya yolu olarak işaretlenmiş güzergahın dışına çıkılarak , paftada görülen diğer arkeolojik yerleşimler; Tyinda, Tüse, Oninda, Zagaba , Kyenleai, Korba, Tyberissos, Dolichiste, Karaada arkeolojik yerleşimleri görülebilir.

APOLLONİA (KILIÇLI)

Küçük bir tepe üzerinde yer alan kentin adının Likya’nın baş Tanrısı Apollon’dan geldiği tahmin edilmektedir. Likya Birliğinde Simena, Aperlai ve İsinda’nın içinde bulunduğu, liderliğini Aperlai’nin yaptığı birlikle temsil edilmiştir.

Kentin günümüze ulaşabilmiş kalıntılardan İ.Ö.5. yüzyıldan 5. yüzyıla kadar en azından bin yıllık aktif yaşamı içinde Likya, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinin yer aldığı anlaşılmaktadır. Roma Döneminde Apollonia’nın önemi, Aperlai’nin gelişmesi ve nüfusun bu kente kaymasıyla azalmıştır.

Şehrin kurulduğu ince ve uzun dikdörtgen formlu kayalığın batı yamacı surlarla korunmuştur. Klasik dönem Akropolü, yerleşiminin doğusunda kayalık tepe üzerindedir. Sonradan Bizans Kalesi olan kalenin batısında Helenistik Döneme ait 10 basamağı görülen bir tiyatro, anıtsal Heroon, 80 yılına tarihlendirilen küçük bir hamamın oluşturduğu merkez yer almaktadır. Bu merkez, Bizans döneminde de değişmemiş, kiliselerde burada yapılmıştır.

Akropolün batı, güney ve doğu tarafları genellikle kayalık ve sarptır. Kuzeydoğudan kente ulaşan yol boyunca lahit ve dikme mezarların yer aldığı Nekropolden geçilmektedir.

Apollonia Nekropolü günümüze kalabilmiş değişik tipik mezar mimarileri ile Likya kentleri arasında özel bir konuma sahiptir. Mezarlar, İ.Ö. 6. Yüzyılın yöresel payeli mezarları ve kaya mezarlarından Roma döneminin Heroon ve lahitlerine kadar değişiklik göstermektedir. Likya’nın en özgün mezar türü olan Klasik Dönem dikme mezarlarının yoğunluğu Klasik dönemde kentin önemli ve ayrıcalıklı olduğunu göstermektedir.

APERLAİ

Kekova bölgesinde Sıçak Yarımadasında, uzun ve dar bir koyun başlangıcında yer alan Aperlai, küçük boyutlu bir Likya liman kentidir. Bölgede ele geçen yazıtlara göre kent, İ.Ö. 4. yy.’ın sonlarında kurulmuş ve 7. yy.’a kadar iskan görmüştür. Deniz kenarında yamaca kurulmuş kent 141 yılındaki depremde tahrip olmuş, kıyı yapıları kısmen yada tamamen su altında kalmıştır. Kent Roma döneminde RhodiapolisliOpramoas’ın da yardımlarıyla tekrar yapılanmaya çalışsa da 240 ve 530 yıllarındaki depremlerden sonra önemini kaybetmiş, 7. yy.’daki Arap akınlarından sonra terk edilmiştir.

Klasik çağ sikkelerinde adı Aprll, Bizans piskopos listelerinde Aprillai olarak geçen kentin anlamının “Akar Boğaz” anlamına geldiği söylenmektedir. Likya Birliğinde Apollonia, İsinda ve Simena ile oluşturduğu birliğin başı olarak temsil edilmiştir. Tüm kenti çevreleyen kalelerle desteklenmiş surlar içinde yaklaşık 1000 kişinin yaşadığı tahmin edilen bir yerleşimdir.

Kalıntılar denize doğru inen tepenin eteklerinde, körfezin kuzey tarafındadır. Bunlar arasında sahilden başlayıp tepedeki küçük akropolde birleşen çift sıralı savunma duvarı, hala ayırt edilebilir nitelikteki kule ve kapı kalıntılarıyla lahit ve mezarlar günümüze gelebilmiş örneklerdir.

En erken kalıntı kuzeydeki Helenistik döneme ait gözetleme kulesidir. Kentte Tiberius ve karısı Livia için İmparator kültü oluşturulmuştur. Bizans döneminde yerleşimin önemini koruduğu kentteki 4 kilisenin varlığından anlaşılmaktadır.

Surların içinde kalan alan, yoğun şekilde yerleşim görmüştür. Biri şehir içinde sahilde, diğeri sur dışında yine sahilde iki Roma Hamamı; Yukarı ve Aşağı şehirde olmak üzere iki kilise, çoğu yazıtlı Roma Dönemi seksenin üzerinde lahit önemli yapı kalıntılarıdır. Aperlai’de de Andriake’de olduğu gibi en değerli mor boyanın elde edildiği murex işlikleri ve depoları bulunmaktadır.

Aperlai kentinin güneyinde kalan mendireği, liman yapıları, kente ait birçok yapı, kent surları, ve bir kilise ile şapel, depremler sonucu kademeli olarak su altında kalmıştır.

KEKOVA ADASI (DOLİKHİSTE)

Ada hiçbir zaman karşısındaki iki küçük liman gibi kent özellikleri taşımamış, daha çok iki kenti perde gibi Akdeniz’e karşı koruyup denizcilerin sığınak, gemi inşa ve onarım üssü olarak kullanılmıştır.

Kentin ana yerleşimi adanın daha düzlük olan batı kısmındadır. Bölgede çok sayıda yapı kalıntısı ve geç döneme ait büyük bir kilise yapısı yer almaktadır. Tersane Koyu olarak adlandırılan ve liman olarak kullanılan doğal koy, yerleşimin ana kara ile bağlantısını sağlamıştır. Doğal koy kullanılarak inşa edilen rıhtım, sarnıçlar, palamar halkaları, palamar babaları, liman yapıları ile klasik dönemden Bizans dönemine kadar devam eden organize bir liman yerleşimidir.

Koyun batısında yapı temelleri ve sarnıçlar bulunmaktadır. Depremler nedeniyle liman rıhtımı ve liman yapıları su altında kalmıştır. Koyun güneyinde yine su altında apsisinin bir kısmı hala ayakta olan bir kilise yapısı vardır.

Limanın doğusunda tüm alana hakim bir noktada Klasik Döneme ait askeri bir gözetleme kulesi bulunmaktadır.Adanın ikinci yerleşimi, Tersane Koyunun yaklaşık 1 km. doğusunda, adanın kuzey yönünde eğimli bir yamacın teraslanmasıyla oluşturulmuştur. Bir veya iki katlı çok sayıda yapı kalıntıları arasından deniz seviyesine kadar inen merdivenler ile yakınlarındaki sarnıçlar, geç döneme ait kiliseler görülebilen kalıntılardır. Mendirek yapısı ve gerisindeki liman alanı ile yapıları su altındadır.

THEİMİUSSA (Üçağız Köyü)

Kekova Bölgesi içinde karayolu ile ulaşılan ve gerisindeki verimli araziden yararlanabilen tek kent olan Theimiussa, İ.Ö. 7-6. Yüzyıllardan başlayarak Geç Bizans dönemine kadar deniz ticareti açısından önemli bir yerleşim olmuştur. Kyaneai ve Tyberissos kentlerinin limanı konumundadır. Günümüzde antik kent kalıntıları üzerinde Üçağız Köyü yer almaktadır.

Erken dönemlerde kayalık bir yamaca kurulan kent, deniz ticaretinin ve buna bağlı olarak nüfusunun artmasıyla genişlemiştir. Kıyı bölümü depremle suyun altında kalan liman ve yapılarına aittir. Yerleşim limanın iki yanında sahile paralel biçimlenmiştir. Kentin doğusunda büyük bir nekropol Alanı; batısında Kilise, Hamam ve Konut Alanları bulunmaktadır.

Kentin çevresindeki çiftlik yerleşimlerinden gelen hububat, kentte imal edilen tuzlanmış balık ihraç ürünleri arasındadır. Kentte bulunan 4 büyük tuzlanmış balık üretim tesisinin Anadolu’da başka örneği yoktur. 5.-6. yy.’a tarihlenen iki büyük kilise Bizans döneminin önemli yapılarındandır.

ÜÇAĞIZ-ANDRİAKE-DEMRE PAFTA 14

Simena – Kapaklı – Andriake

Üçağız yerleşiminde meydanın arka tarafından evler arasından toprak yoldan ilerleyen yol, 2-3 km toprak yolda ilerleyerek tershane çıkar. Tersanenin olduğu koy boyunca dönerek , çeşme ve mezarlığı yanından birkaç ev ve tarlaların olduğu düzlüklerin içerisinden devam eder. Yol, bir koya çıktıktan sonra bütün koyu gören harabelerin arasından geçerek kıyıdan ayrılır. Likya yolu patikası,
Kapaklı köyüne kadar hafif çıkışlı olarak gider. Ancak yerleşim içerisinde girmeden , köyün aşağı kısından geçerek tekrar inişe geçerek tekrar deniz kıyısına ulaşır. Çakıllı plajdan Adriake ince bir patikadan sağa doğru devam edilirse, önce bir ahşap köprü, ardından Andriakedeki arkeolojik yerleşimlerden geçilerek karayoluna ulaşır. Buradan, Demre ilçesinin içerisinde St. Nicholas Noel Baba kilisesi görülerek Myra arkeolojik yerleşimine varılır.

Çakıllı plajdan, Andriake değil sol tarafa doğpru devam edilirse , Sura arkeolojik yerleşiminin olduğu tepeye paralel olarak vadinin karşı yamacından devam ederek Gürsese doğru devam eder.

Bölge, arkeolojik yerleşimlerin yoğun olduğu Lİkya medeniyetinin merkezine yakın olduğundan, işaretlenmiş Likya yolundan ayrılarak çevrede bulunan kalıntılar görülmeye değerdir. Özellikle Üçağızdan sonraki tersanenin bulunduğu koydan , güneydeki tepeye doğru giden patika ile Simenayı, tersanenin olduğu düzlükten birkaç km sonra varılacak sahile yakın Erenyeri , Kişneliada, Aşırlıada , aynı yerden sola doğru sapılarak önce İnişdibi yerleşimi ve ardından Hoyran, Divle, İkizkilise , Likya yolunun hemen üzerinde Istlada arkeolojik yerleşimleri görülebilir.

ANDRİAKE

Likya sahilinin büyük bir kısmı kayalıklardan oluşmaktadır. Bu topografya liman oluşumuna bazı yerlerde olanak verir. Bölgede denizi kullanabilmek oldukça önemli olduğundan çok sayıda küçük liman yerleşimi, bağlı bulundukları kentin bünyesinde gelişmiş ve önem kazanmıştır. Myra’nın yaklaşık 4,5 km. güneybatısında yer alan Andriake de bu kapsamda gelişmiş Myra’nın liman yerleşimidir.
Andriake kent tarihi Likya ve bağlı olduğu Myra tarihiyle birliktedir. Myra’nın, Helenistik dönemdeki önemini İmparatorluk döneminde de sürdürdüğünü, Andriake’deki liman yapıları ve onurlandırma anıtları belgelemektedir. Bu dönemde Andriake’ye dikilen Likya Birliği Gümrük Yasasını içeren yazıt da limanın önemini vurgulamaktadır.

St. Paulus, 53-57 yıllarında 3. misyonerlik seyahati sırasında Myra’ya uğramasından sonra, 60-61 yıllarında Kudüs’te yarattığı huzursuzluğun hesabını vermek üzere Roma’ya tutuklu olarak giderken Andriake’de Roma’ya buğday taşıyan bir gemiye nakledilmiştir.
Hadrianus dönemi Andriake için imar faaliyetlerinin en yoğun yaşandığı bir dönem olmuştur. Akdeniz’de doğudan batıya uzanan deniz rotasında yer alan Andriake ve Patara’nın sahip oldukları korunaklı limanlar, özellikle imparatorluğun Mısır’dan ihraç ettiği tahılın güvenli bir şekilde taşınması ve korunmasında önemli rol oynamıştır.

Myra’nın 5.yy.’ın başlarında Likya’nın başkenti ilan edilmesiyle Andriake’de bölge metropolünün ana limanı haline gelmiştir. I. Justinianos döneminde iyice önem kazanan Andriake Arap akınları ve limanın alüvyonla dolması, önemli yapıların art arda gelen depremlerden zarar görmesinden etkilenmiş ve büyük oranda terk edilmiştir.

Andriake’ye ait kalıntılar iç limanın kuzey, güney ve doğusunda yayılmıştır. Granarium ve doğu girişindeki Agora kentin güney yamacındaki en geniş düzlüğe inşa edilmiştir. Bu alanda Granarium, Agora, 4 kilise, 1 sinagog, 2 hamam, sarnıçlar, depolar ve dükkanlar dışında henüz tanımlanmamış çok sayıda yapı kalıntısı bulunmaktadır.

Kentte, Granarium ile liman arasındaki alanlar teraslanarak yapılaşmaya uygun hale getirilmiştir. Rıhtım caddesinde güneyden kuzeye doğru uzanan sokaklar yapı adalarını oluşturmuştur.
Andriake Ticari Agorası, antik kaynaklarda geçen ve bölgeye ilk gelen gezginlerce de benimsenen ismiyle Plakoma olarak bilinmektedir. Yaklaşık 60×40 metrelik dörtgen bir alana oturmaktadır. Agoranın ortasında yer altındaki sarnıcı doğu, kuzey ve batıda çevreleyen dükkanlarla U formunda bir plan elde edilmiştir. Kuzey cephesinde anıtsal bir giriş kapısı bulunmaktadır.

Agoranın ortasındaki sarnıç aynı zamanda altyapı olarak kullanılmıştır. Kemerleri nispeten sağlamdır. Yaklaşık 24×12 metre ölçülerindedir. Kemerlerin üzeri plaka taşlar dizilerek kapatılmıştır. Sarnıcın üzerini kaplayan plakalar aynı zamanda agoranın meydanını oluşturmuştur.

Andriake’de en ilginç mekanlardan birisi de Plakomanın kuzey kapısının doğusunda 6.yy.’da faaliyet gösteren Murex adındaki kabuklu deniz yumuşakçalarından elde edilen mor kumaş boyasının üretildiği işliklerdir. Kumaş boyamakta kullanılan renk, murex türü deniz yumuşakçalarının salgı bezinde bulunan mukusun havaya bırakılarak oksitlendirilmesi ve fırınlanması ile elde edilmektedir.

Aperlai de kullanılan murexlerin kabukları denize atılmışken, Andriake’de Agoranın doğu ve batı kısımlarına yığılmıştır. Yer yer 3 metreye varan tepeler biçimindeki bu yığınlar yaklaşık 400-800 metre küp arasında deniz kabuğu içermektedir. Bu atıklar kireç harcı ile karıştırılıp murex harcı olarak yapılarda kullanılmıştır.

Andriake liman yerleşiminin en görkemli ve korunmuş yapısı olan Granarium, 8 bölümden oluşmakta olup yaklaşık 65×40 metre ölçülerinde 2300 m2′dir. Blok yüzeylerinde birkaç harften oluşan usta yada atölye işaretleri yer almaktadır. Bölümler iç kapılarla birbirine bağlıdır. Orta giriş kapısı üzerinde İmparator Hadrianus ve karısı Sabina’nın büstleri işlidir. Yapı üzerinde ithaf yazısı vardır. Bu ithaf yazısı ve Sabina büstünün saç stili yapının 129-130 yıllarında tamamlandığı tahminini güçlendirmektedir. Günümüze ulaşan izler yapının ahşap çatı ile örtülü olduğunu da göstermektedir.

Patara ve Andriake’de inşa edilen Granariumlar, Roma devletinin söz konusu kentlere güvenini göstermektedir. Bu dev silolarda tahıl korunmuş ve depolanmıştır. Antik kentin en görkemli yapısı olan Granarium yapısı, günümüzde antik dönemde bir süre başkentliğini yaptığı Likya bölgesinin adı taşıyan müze fonksiyonuyla yeniden hayat bulmuştur.

Kentin nekropolündeki mezar türü lahit olup, nekropol, kentin dayandığı sırtlara konumlandırılmıştır.Kentte yapılan kazılarda Granarium yapısının batı köşesinde bir sinagog kalıntısına rastlanmıştır. 5.yy.’a tarihlendirilen yapı, hem limandaki küçük Yahudi topluluğuna, hem de limana ticaret için gelen Yahudilerin kullanmasına yönelik bir liman sinagogudur.Andriake’de güney yerleşiminde 4, kuzey yerleşiminde ise 2 olmak üzere 6 kilise bulunmaktadır. Kiliselerde vaftizhanelerin bulunmayışı, kiliselerin Myra ve Andriake de yaşayan halktan çok limana gelen ziyaretçilerin dini ihtiyaçları için yapılmış olduğunu göstermektedir.

Andriake limanının önemini kaybetmesi, kum ile dolması sonucu olasılıkla 655 yılı sonrası Taşdibi mevkii Stamira adıyla kentin limanı olarak kullanılmaya başlamıştır. Kum burnundaki deniz feneri işlevi de gören Selçuklu dönemine ait yapı kalıntısı 1800′lü yılların sonuna kadar Pirgos Kalesi adıyla anılmıştır.

HOYRAN (SOROUDA)

Esseler Dağı tepesinden Üçağız’ı gören bir konumdaki, etrafı surlarla çevrili küçük bir Kele yerleşimi olan kent, Klasik Dönemden Bizans Dönemine kadar yerleşim görmüştür. Gerek çevresinin çarpıcı görüntüleri gerekse günümüze kalmış ilginç mezarları ile Hoyran, Likya’nın küçük boyutlu kentleri arasında en etkileyici olanıdır. Ünlü ‘Hoyran Anıtı’ adıyla anılan kabartmalı mezarlarıyla da arkeoloji dünyasında çok özel bir yere sahiptir.

Kentin konumlandığı tepe, Andriake, Kekova, Aşırlı Adası, Simena, Theimussa, Istlada’yı kuşbaşı görmektedir.
Kyaneai’ye bağlı kente kuzeyden girildiğinde ilk olarak üzerindeki yazıttan sahibinin “Ta’nın Oğlu” olduğu anlaşılan, çeşitli figürlerin ve anlatımların olduğu, çevresinde kendisinden başka herhangi bir kalıntı olmayan mezarla karşılaşılmaktadır.

Bu mezarın karşısında kayalık tepede vadiye doğru bakan, Helenistik döneme tarihlendirilen, kentin yöneticisi Tlepolemos’a ait oda mezarı bulunmaktadır. Mezarın batısında kayalık üzerinde konutlar ve sarnıçlar yer almaktadır. Bu kısımdaki kalıntılar en uçtaki ev tipi Likya mezarı ile sonlanmaktadır.

Kentin ilk yerleşim kalıntılarının güneyinde bugünkü Hoyran Köyünden geçilerek esas yerleşim alanına ulaşılmaktadır. İlk olarak Likya tipi kaya mezarlarıyla karşılaşılmaktadır. Üste çıkan basamaklı patika boyunca lahitler bulunmaktadır. Patikanın ulaştığı düzlüğün sonunda kaya mezarlarıyla birlikte lahitler ve üzerinde kadın kabartması olan bir dikme mezar yer almaktadır. Kaya mezarlarının birinin ön yüzünde çeşitli tasvirlerin işlendiği kabartmalar bulunmaktadır. Bu mezar üzerindeki kuş tasvirlerinden dolayı; horozlu ve güvercinli mezar olarak anılmakta olup İ.Ö. 4.yy’a tarihlendirilmektedir. Kentte tespit edilen yazıtlı lahitlerin büyük çoğunluğu Roma Dönemine aittir.

Mezarlığın üstünde ve tepenin düze bakan kısımlarında yaygın yapı kalıntılarına rastlanmaktadır. Akropole giriş de bu kayalıklardandır.

KİŞNELİ ADASI

Kekova adasının yanında yer alan bölgede yerleşim görmüş adalardan biri olan Kişneli Ada 5 ve 6. yüzyıl yerleşimlerine sahne olmuştur. Adanın batı köşesinde deniz kenarında apsis ve üzerindeki yarım kubbenin bir kısmı ayakta bulunan küçük bir kilise, kilisenin yan nef duvarlarından bazı kısımlar ayakta bulunmaktadır. Çevresinde niteliği belli olmayan plan vermeyecek ölçüde yıkılmış temel izleri ve iki adet sarnıç tespit edilmiştir.

AŞIRLI ADASI

Kekova Adasıyla Gökliman ve Kamışlık Mevkileri arasında bulunan Aşırlı Adası; Antik Likya Bölgesi ve Likya Konfederasyonunun önemli kıyı kentleri arasında olup kentler arasındaki ulaşım ve haberleşmeyi sağlayan bir askeri yerleşim görünümündedir. En uzun yeri doğudan batıya ortalama 1200 m., en geniş yeri kuzeyden güneye ortalama 600 m. olup Çayağzı Mevkiinden Kale ve Üçağız’a ulaşan deniz yolunun ortalarındadır. Ulaşım bu merkezlerden sağlanmaktadır. Kıyıları oldukça girinti çıkıntı ve dik yamaçlı olan adanın güneyinde bir büyük koy, kuzeyinde ise ulaşıma elverişli küçük bir koy vardır.
Adanın en yüksek noktasındaki gözetleme kulesinden Sura, Andriake, Istlada, Kyaenai, Simena, Theimiussa ve Aperlai Antik Kentleri ile Kekova adasını görmek mümkündür. İ.Ö. 4.yüzyıldan Geç Bizans Dönemine kadar kullanılan Adanın kuzeyindeki küçük koyda liman tesisleri, şapel, mezar ve sarnıçlar bulunmaktadır.

SURA

Andriake’nin hemen arkasında Myra’nın ve yakın yerleşimlerinin Apollon kehanet merkezi olarak bilinen Sura küçük bir yerleşim olup, erken adının “Surezi” olduğu bilinmektedir.
Batıdan derin Apollon vadisine bakan kayalık tepe üzerinde yaklaşık 650 m2 büyüklüğünde Akropol olarak da kullanılan Bey Konağı yer almaktadır. Akropol kayalığının doğu ve güney yönlerinde dağınık duran lahitler yanında 6 ev tipi mezar vardır. Buradaki üstü lahit olan anıtsal mezar, Likya’nın en büyük lahdidir. Sura, Apollon biliciliğinin yanı sıra bu anıt mezar ile tanınmaktadır. Üzerindeki yazıttan sahibinin Mizretije adlı birisi olduğu anlaşılan mezarın önü Likya açık hava tapınım alanı olarak kullanılmıştır. Tapınım alanındaki kaya stellerinin üzerinde Apollon Surius rahiplerinin adı sıralanmıştır.

Kentte yüzeyde izlenebilen tek yol Rahipler alanından başlayıp vadideki Apollon Tapınağında biten basamaklı yoldur.
Antik dönemde deniz kenarında yer alan Apollon Kehanet Tapınağı, günümüzde çayın vadiyi doldurması nedeniyle bataklık kıyısındadır. Tapınağın doğusundaki kaynak suyu hala akmaya devam etmektedir. Buranın Apollon Ön Bilicilik Merkezinin kehanet havuzunu besleyen kaynak olduğu tahmin edilmektedir. Tapınağın iç duvarlarında bağış yapanların isimleri işlenmiştir.

Antik kaynaklarda kehanetle ilgili ayrıntılı anlatımlar vardır. Buna göre, geleceğini öğrenmek isteyenler ellerinde et ve ekmekten oluşan armağanlarla kehanet havuzuna gelir, havuzda çok sayıda balık bir anda ortaya çıkar, balıkların cinsine göre Kahin geleceği okur. Ayrıca, eğer balıklar kendine atılan eti yerse iyi, geri çevirirlerse kötü anlama gelmektedir.
Apollon Kehanet Tapınağının bulunduğu yerde kurulan Bizans Kilisesi, yöre halkının tapınak yeri alışkanlığı ve inancından yararlanarak Ortaçağa kadar kullanılmıştır.

SİMENA (KALE)

İ.Ö. 4. yy.’a kadar uzanan kent, kayalık bir yarımada üzerinde kurulmuştur. Apollonia, İsinda ve Aperlai ile birlikte Likya Birliğinde temsil edilmiştir.

Helenistik Döneme ait sur duvarları, Roma Dönemine ait yapıları, Bizans Dönemine ait bir kalesi bulunan kentin Klasik döneme ait en eski yerleşim alanı kuzey yamaçtaki kayalık tepede yer alan konut kalıntılarıdır.Kentin liman mahallesi, bugün depremler nedeniyle su altında kalmış ve adaya dönüşmüş kısımdır. Su altında liman mendireği ile birlikte birçok yapı kalıntısı görülmektedir.

Ada üzerinde yanaşan gemilerin su ihtiyacını gidermeye yönelik yapılmış büyük hacimli sarnıçlar ve liman işletmesi ve ticari faaliyetlere yönelik mekanlar bulunmaktadır.Erken Akropol surlarının üzerine oturtulmuş Ortaçağ Kalesi eteğinde kıyıda bulunan 1. yy.’ın ikinci yarısına tarihlendirilen hamam kitabesinde ‘Aperlai halkı ve meclisi ile birliğin diğer şehirleri tarafından imparator Titus’a armağan edilmiştir’ diye yazmaktadır.

Deniz kıyısından Akropole doğru yükselen yamaç konut ve kamu yapılarının olduğu kısımdır. Çıkış yolu boyunca lahitlere de rastlanmaktadır. Surlara ulaşmadan önce rastlanan en büyük yapı Tapınak üzerine yapılmış ve geç dönemlerde cami olarak kullanılmış kilise yapısıdır. Kilisenin üstünde 7 basamaklı Kekova manzaralı Helenistik döneme ait 200 kişi kapasiteli küçük bir tiyatro yer almaktadır.Akropol kayalıklarına açılan bir kısmında Likçe yazıtları olan kaya mezarlarının dışında çevrede ve su içinde çok sayıda lahit bulunmaktadır.

DEMRE-VADİ-BELÖREN PAFTA 15

Gürses – Demre – Belören 

Andriake yerleşiminden önceki Likya yol ayrımından sol-yukarı doğru gidilecek olursa Sura antik yerleşiminden geçen patika, Suradan sonra yine antik merdivenler ile girilen bir kanyonda yükselir. Vadiden yükselen patika, asfalt yol ile birleşerek Gürses yerleşimine paralel olarak zaman zaman çalılık ve dikenlerin arasında devam eder. Myra antik yerleşiminin üzerindeki surlara kadar sürekli olarak sarnıç ve antik yıkıntıların arasında devam eden patika, surlardan aşağıya inerek Myra nın önüne iner.

Andriake nin öncesinde sağdan , (deniz tarafından) devam eden patika ise Andriake antik yerleşimini geçtikten sonra Demre ilçe merkezine kadar asfalt yoldan devam ederek Noel Baba Kilisesi nin önünden geçer ve yine Myranın önünde yukardan inen diğer patika ile birleşir. Demre ilçesinin içerisinde bulunan bu noktadan kuzeye doğru devam edilirse, Demre çayını köprü ile geçer. Köprünün çıkışında, Likya patikası yine ikiye ayrılır :
Soldan giden kuzey rotası, birkaç km sonra asfalttan ayrılarak vadinin duvarında tırmanır. Tırmanıştan sonra birkaç evin olduğu yine asfalt yoldan geçilerek Belören yerleşimine kadar tırmanış devam eder. Belören yerleşimi bitiminde, toprak yoldan değil hemen yanındaki patikadan yine yukarı doğru yükselerek devam eder.

Köprü bitiminde sağdan devam eden asfalt yolda birkaç km ilerleyen güney rotasında devam edilirse …numaralı paftada açıklandığı üzere 4-5 km lik bir patika ile Yukarı Beymelek yerleşimine gidecektir.

Demreden sonra kuzey rotasını takip edecekler için, Belören, Zeytin Alakilise vb. gibi birçok yerleşimden geçen patika boyunca, birkaç günlük mesafede bulunan Finike ye kadar kuyu dışında temiz su kaynağı, içme suyu bulunmamaktadır. Bu rotayı tercih edecek yürüyüşçülerin en az 2 günlük su taşımaları tavsiye edilir. Kuzey rotası, daha sonra ..numaralı paftada da görüleceği üzere yüksek rakımlı tepelerden geçmekte olduğundan Aralık-Mart ayları arasında kar nedeniyle patika tamamen kaybolur. Bu nedenle, kış aylarında güney rotasının tercih edilebilir.

MYRA

Myra, Antalya körfezinin batısında, Teke yarımadasının güneyindedir. Kent doğusundaki Myros (Demre) Çayı’nın getirdiği alüvyonların oluşturduğu delta üzerine kurulmuştur. Çayın getirdiği alüvyonlar daha sonra kentin sonunu da getirmiştir. Kazı çalışmaları ve jeomorfolojik araştırmalar modern Demre’nin altında çok sayıda kalıntının varlığını göstermiştir. Kazı Başkanı Prof. Dr. Nevzat ÇEVİK, tıpkı lavlarla kaplı Pompei kenti gibi Demre’nin altında da yüksek alüvyon örtüyle kaplı büyük bir kent yattığını söylemektedir.

Myra kent tarihi Likya tarihiyle birlikte İ.Ö. 3. binlere kadar uzanmaktadır. Kentin adının ünlü Myra yağının (Mür) üretildiği mersin bitkisinden (commiphora myrrha) geldiği sanılmaktadır. Mersin, kabuğundan tanrıça Adonis’in doğduğu rivayet edilen bitkidir. Myra kazılarından çıkan mür yağı şişeleri, mür yağı kutsama ve saklama odaları, mür yağı işlikleri, bölgedeki mersin ağaçları kentin adının kökenini yansıtmaktadır.
Efsaneye göre Kıbrıs kralı Kinyras’ın kızı Myrrha, tanrıçanın cezalandırmasıyla farkında olmadan babasına aşık olmuş, gizlice koynuna girdiği için babası tarafından öldürülmek üzereyken yardımına tanrılar yetişmiş ve onu mersin ağacına dönüştürerek kurtarmıştır. Ancak hamile olan Myrhha, ağaca dönüştükten sonra kabuklarının arasından Adonis’i doğurmuştur.

Myra Helenistik dönemde kurulan Likya Birliğinin 6 büyük üyesinden birisidir ve bu özelliğiyle Orta Likya’nın birlikte 3 oy hakkına sahip tek kentidir. Kent, İ.Ö. 1.yy’ın başlarında Patara, Tlos ve Ksanthos ile birlikte metropolis unvanına sahip kentler arasında yer almıştır. Helenistik dönemdeki önemini İmparatorluk döneminde de sürdürmüştür. 53-57 yıllarında Aziz Paulus 3. misyonerlik seyahatinde Likya’yı ziyaret etmiş ve Myra’ya uğramıştır. 141 ve 240 yıllarında meydana gelen depremler tüm Likya kentlerinde olduğu gibi Myra’da da etkisini göstermiştir.

Hıristiyanlığın başlangıcından itibaren Likya’nın en ünlü ve önemli kenti, St. Nikolaos’un öğretisini geliştirdiği ve yayarak tüm yaşamını tamamladığı yer olması nedeniyle Myra’dır. 408-450 yılları arasında II. Theodosius döneminde Myra, Likya’nın dini ve idari başkentidir. Bölgenin metropolitliği de Myra’dadır.

Myra’nın metropol olması ve 5. yy’dan sonra artan hac yolculuğu nedeniyle Myra’nın liman kenti olan Andriake limanı da gelişmiştir. 529 yılında meydana gelen depremden, 542 yılındaki büyük veba salgınından Myra’da etkilenmiştir. Salgın nedeniyle tedbir amaçlı dağlık alanlardan kıyı kentlerine mal akışı durma noktasına gelmiştir.

7. yy ortalarından itibaren Arap akınlarının verdiği huzursuzluk, Myros çayının sık sık taşması, bu taşma sonucu bazı yapıların toprak altında kalması, depremler şehrin önemini yitirmesine ve kısmen terk edilmesine neden olmuştur.
Myra kenti doğu ve batı yönde, kente gelen yollar boyunca nekropollerle çevrelenmiştir. Kazı Başkanlığının tespitlerine göre Myra antik kentinin yayılımı tiyatrodan yaklaşık 1800 metrelik bir yarım dairedir.

Myra akropolü Kule Tepe olarak adlandırılan tepededir. Akropole güney yamaçtaki kaya basamaklarıyla çıkılmaktadır. Büyük çoğunluğu korunmuş antik basamaklardan oluşan yol, yamacı dolaşarak akropole ulaşmaktadır. Yüzeydeki kalıntılara göre Akropol İ.Ö. 5. yy’ dan Bizans dönemine kadar kullanılmıştır. Helenistik döneme kadar uzanan sur yapısında Bizans dönemi onarımları ve ilaveleri bulunmaktadır. Arap akını tehdidi nedeniyle ikinci sur duvarı da bu dönemde inşa edilmiştir. İç Kalede ve Akropolün batı bölümünde birer kilise bulunmaktadır.

Myra’nın en görkemli yapıları kaya mezarlarıdır. İ.Ö. 5.-4.yy Myra’sının ahşap mimarisini taklit eden kaya cepheleriyle görkemli mezarları, Likya Klasik Çağ kültürünün önemli temsilcileridir. Üç bölgeye ayrılan Nekropol alanı kentin tüm dinsel ve sivil mimarisiyle iç içedir.

Akropolden ve yerleşim alanlarından mezarlara ulaşımı sağlayan geçitler ve kaya merdivenleri bulunmaktadır. Toplam 104 mezar tespit edilmiştir. Mezarlardan 23′ü yazıtlı olup, bunlardan 13′ü Likçe, 10′u eski Yunancadır. Mezar odaları genellikle tektir. 4 mezar birden fazla odaya sahiptir. Myra kaya mezarlarının 10′unda nitelikleri ve ölü gömme gelenekleriyle ilgili bilgiler veren 23 kabartma yer almaktadır.

Myra tiyatrosu Helenistik-Roma tipindedir ve 11500 kişi kapasitesiyle Likya’nın en büyük tiyatrosudur. At nalı formundaki cavea altta 29, üstte ise 9 oturma sırasına sahiptir. 3 katlı sahne binası frizlerinde kartal, mithras, ganimed, medusa, masklar ve girlandlar işlidir.

Sahne binasında yer alan kapılardan birinde görülen su künkleri tiyatroda su gösterilerinin yapılmış olabileceğini göstermektedir. Oturma sıralarını taşıyan tonozlar giriş-çıkış için organize edilmiştir. Zafer tanrıçası figürü önünde “kente şans getir ve sürekli galip ol” yazılıdır. Tiyatronun ilk yapım yılıyla ilgili belge yoktur. 141 depremi sonrası ve İ.S. 3.yy ilk çeyreğinde onarım görmüştür.

Myra antik kentinin su ihtiyacı Dereağzı’ndan Demre vadisi boyunca uzanan İ.Ö. 4.yy’a tarihlenen su kanalı ve özellikle Andriake’de görülen sarnıçlar vasıtasıyla sağlanmıştır. Çayağzı kavşağının kuzeyinde Andriakos Çayı kaynağında yer alan yapı ise İ.S. 2. ve erken 3.yy’a tarihlendirilmektedir. Bu alan kutsal kaynak alanı olarak nitelendirilmiştir. Yapının bir hamam yapısı mı, Nymphaion (çeşme) yapısı mı olduğu kazı çalışmalarının tamamlanmasından sonra netleşecektir. Ancak şimdiki bulgular, günümüzde cilt hastalıklarına iyi geldiği için kullanılan Andriakos çayındaki kükürtlü suyun kaynağının, o dönemde bir termal yapısı olarak kullanıldığını düşündürmektedir.

GÜRSES SİVRİBELEN TEPESİ YERLEŞİM ALANI

Demre’ye yaklaşık 3 km mesafede bulunan Gürses Köyünde, Kaş-Demre karayolu üzerinde Kaş-Demre karayolunun güneyinde kalan Sivribelen Tepe ve çevresinde Klasik Dönemden Bizans’ın içlerine uzanan bir yerleşim devamlılığının izlerini görmek mümkündür. Tepenin batı ve doğu eteklerinde Likya tipi lahitlerden özellikle batı eteğinde bulunan sağlam altlığı, gövde ve semerdam tipli kapağıyla etkileyici bir görünüme sahip lahit dikkat çekmektedir.

Sivribelen Tepenin güneydoğu ucunda ise beden duvarları yıkılan 1-1,5 metre yüksekliğe kadar koruna gelmiş kareye yakın planlı bir şapel ile hemen yanında ana kayaya oyularak yapılmış bir yapı kalıntısı, büyük bir sarnıç ve bir lahit bulunmaktadır. Şapel yöresel taş malzeme ve kireç harç ile yapılmış olup, batı tarafındaki giriş kapısı ile doğu duvarındaki yonca yaprağı şeklindeki nişleri kısmen izlenebilmektedir.

Bu yapının 3-4 metre güneybatısında ana kayaya oyularak yapılmış tek mekanlı bir yapı bulunmaktadır. Yapının ana kayaya oyulmuş güney duvarı yaklaşık 2 metrelik yüksekliğiyle ayakta olup, bu cepheden olan giriş kapısı ve duvarın içe bakan yüzeyindeki iki adet niş ile yerde bulunan yuvarlak bir oyuk bu yapının dinsel işlevli bir yapı olduğu fikrini güçlendirmektedir.
Yapının hemen doğusunda ana kayaya oyularak yapılmış büyük bir sarnıç bulunmaktadır. Antik yapının batısındaki lahit teknesi ise orijinal yerinden oynatılarak aşağıya doğru kaydırılmış durumdadır.

GÜRSES KOCAGEDİK TEPE YERLEŞİM ALANI

Demre’ye yaklaşık 3 km mesafede bulunan Gürses Köyünde, Kaş-Demre karayolu üzerinde Çakalbayat Mahallesinin kuzeyinde büyük bölümü kayalık ve makilik alanı kapsayan yaklaşık 750 metre yükseklikteki Kocagedik Tepesi ve çevresinde Klasik Dönemden Bizans’ın içlerine uzanan bir yerleşim devamlılığının izlerini görmek mümkündür.
Tepe savunmaya yönelik sur duvarları ile çevrili olup, bir avlu etrafındaki odalardan oluşan kompleks yapı gruplarıyla İ.Ö. 5 yy.’ dan itibaren devamlılık gösteren taş örgü sistemlerinin izlenebildiği duvarlara sahiptir. Ayrıca, Likya kale yerleşmelerinde sıkça rastlanan su tutma kapasiteleri yüksek sarnıçların bulunduğu bu alandaki mekânlar buradaki bir bey kalesinin bulunduğu izlenimini vermektedir. Alanın geneline yayılmış yoğun bitki örtüsü içinde yapı duvarları zorlukla izlenebilmektedir. Tepenin yamaçlarında ve ulaşılması zor bir noktada konumlanmış Likya kaya mezarlarının yanı sıra sadece görkemli kapısının ayakta kaldığı bir yapı kalıntısı göze çarpmaktadır. Yerleşimin Roma Döneminden daha eskiye gittiğini göstermesi açısından da bu kaya mezarı önem taşımaktadır.

Yerleşimin Nekropolü, Kocagedik Tepesinin güneyindeki düzlük alanda konumlanmıştır. Bu alandaki mezarların tamamı lahit formundadır. Ana kayaya oyularak yapılmış basit formlu mezarlar ile ev tipinde yapılmış Likya kaya mezarı yerleşimin Akropolü olan Kocagedik Tepesinin eteklerindedir. Likya Bölgesinin genel tipolojik özelliğini gösteren lahitler bir podyum, düz lahit teknesi ve semerdamlı kapaktan oluşmaktadır. Büstlü ve hayvan figürleri bulunan lahitler İ.Ö 5-4. yy. özelliklidir. Bu alanda lahit mezarlar yanı sıra bir dikme mezar ve sunaklar etrafa yayılmış halde bulunmaktadır.

Kocagedik Tepesinin kuzeyinde yer alan Orta Tepenin güneybatı eteklerinde oldukça nitelikli bosajlı kesme taşlardan yapılmış, kare planlı, Helenistik Dönem özelliği gösteren bir yapı ile bu yapının çevresinde konumlanmış yapı kalıntıları ve bunların yakınlarında işliklere ait bekletme çukurları ve sarnıçlar yer almaktadır. Bölgenin genelinde yayılım gösteren Likya tipi lahit mezarlar bu alanda da mevcuttur.

Kocagedik Tepesinin güneydoğusunda, mevcut çoban evinin yakınındaki tepeciğin üzerinde ve eteklerinde de tarımsal amaçlı kullanılan bir çiftlik yerleşimi ve hemen önünde teras duvarları ile düzenlenmiş bir alanla karşılaşılmaktadır. Çiftlik yerleşiminin bulunduğu tepeciğin eteklerine doğru Likya tipi kapağı devrik durumda bir lahit bulunmaktadır

GÜRSES (TREBENDAI)

Demre’den Kaş’a giden yolda, Sura antik kentinden sonra ulaşılan Myra’ya bağlı küçük ve tipik bir Likya yerleşimidir. Küçük bir tepenin üzerinde kale, kalenin güney yamaçlarında teras yapıları ve tepenin eteğinden başlayan düzlükte nekropoller ve tarım teraslarında, sur duvarları, yapı kalıntı kalıntıları, sarnıçlar, mezarlar, işlik kalıntıları bulunmaktadır. Ancak, bölgenin topografik yapısının oldukça kayalık ve makilik olması, yapıların tanımlanmasını ve algılanmasını zorlaştırmıştır.

Şehrin diğer bölümlerine oranla daha yüksekte olan Kemerikaklık ve Kocaorman, Akköristan Tepesi mevkilerini içine alan bölge yerleşimin akropolüdür. Bu nokta, Demre Vadisini ve Myra’yı görmektedir. Savunma duvarları ile çevrili alanın sur duvarları, kulelere ait yapı duvarları ve giriş kapıları ayaktadır. Akropol içinde yer alan zeytin ezme tekneleri ve bir avlu etrafındaki odalardan oluşan kompleks yapı gurupları kule çiftlik yerleşimi özelliğini göstermektedir. Klasik dönem başlangıçlı akropol (kale), Bizans dönemine kadar kullanılmıştır.

Akropolün güney yamaçlarında duvarlarının bir bölümü ana kayaya oyularak yapılmış evler bulunmaktadır. Bu evlerden içindeki sarnıcı, üst kata çıkan merdivenleri ile duvarlardaki nişleri olanı en ilgincidir.

Konut alanları, güney ve doğudan nekropollerle çevrelenmiştir. Kentte yoğun olarak lahit mezarlar bulunmaktadır. Likya Bölgesinin genel tipolojik özelliğini gösteren lahitlerin bazıları büstlü ve hayvan figürlüdür. Alanda lahitler dışında nadiren üçgen alınlıklı ev tipi formunda kaya mezarları da bulunmaktadır.

Yamaçlar ve düzlükler tarım alanı olarak kullanılmış, işliklerde şarap ve zeytinyağı üretilmiştir. Kocaorman mevkiindeki en önemli kalıntı, doğu-batı doğrultusunda konumlanmış, tek mekanlı geç Bizans dönemi şapelidir.

TRYSA

Trysa, Kaş-Demre Karayolu üzerinde bulunan Davazlar Köyünün Gölbaşı Mahallesi yakınındaki platonun doğusunda yer almaktadır. Güneydoğusu Myros Vadisine çıkmaktadır. Adına antik kaynakların hiç birinde rastlanmaz. Kent sadece yazıtlardan ve Likya Birliği’nin sikkelerinden bilinmektedir.

Klasik dönem Likya’sının bir yerleşimi olan kent, 1882-1883 yıllarında Viyana’ya taşınan Heroon’u ile bilinmektedir.

Kent, kısmen teraslıdır ve bugün sadece kuzey ve batı tarafı ayakta olan düzensiz taşlardan örülmüş İ.Ö. 5. yy’a ait bir surla çevrilidir. Bugün Trysa’da bu sur dışında; Heroon’un duvarları, mabete ait kalıntılar ve çok sayıda lahit bulunmaktadır.

Bugün kentte niteliği saptanabilen tek yapı, batı uçta yer alan, tapınaktır. Burada Zeus ve Helios’a rahip olarak hizmet etmiş bir vatandaşı onurlandıran yazıta ait parçalar bulunmuştur. Söz konusu yazıta göre tapınak bu tanrılardan birine veya ikisine birden aittir.

Bunların yanı sıra, sarnıçlar dışında kalan bütün kalıntılar mezarlardan oluşmaktadır. Lahitlerin çoğu sadedir, ya da büst veya hayvan başı şeklinde tepeliklere sahiptirler; fakat içlerinde bir tanesi son derece güzel süslenmiştir. Kapağının bir tarafında aralarında bir aslan bulunan iki Gorgon başı yer almaktadır. Bu lahit bugün İstanbul Arkeoloji Müzesi’ndedir.

Trysa’nın en büyük eseri Heroon’dur. Bu yapı şehrin kuzeydoğu ucunda 18 m2′ lik kapalı bir alan içinde duran kayadan kesilerek yapılmış bir lahite sahiptir. Üzerinde bulunan muhteşem kabartmalar bugün Viyana Sanat Müzesindedir. Heroon’un aşağısındaki teraslarda uzun bir Likya Lahti ve diğer mezarlar bulunmaktadır.

GAVUR YOLU

Demre Çayı Vadisinin kuzey yamacında Demre Vadisinden Trysa’ya ulaşan yol güzergahıdır. Toplama taş döşeli, yaklaşık 2,5 metre genişliğindeki antik yol dayanma duvarlarıyla desteklenmiş olup Roma dönemine tarihlendirilmektedir.

DANABAŞLAR KULESİ

Demre Çayı kuzeyinde yaklaşık 8×10 metre ebatlarında, Erken Roma Dönemine tarihlendirilen üç katlı olduğu tahmin edilen Kulenin üçüncü kat kalıntıları mevcuttur. Gözetleme Kulesi niteliğindeki yapı, hem vadideki antik yola hem de denize kadar tüm vadiye hakim bir noktadır. Güney cephesinde bir kaya mezarı bulunmaktadır.

ZEYTİN-ALAKİLİSE-ÜSTYOL PAFTA 16

Zeytin – Alakilise – Bonda T. 

Belören yerleşiminin çıkışındaki toprak yolun yanındaki patikadan yükselen Likya yolu, geniş bir düzlüğün kenarından geçerek toprak yoldan Zeytin yerleşimine ulaşır. Zeytin yerleşiminden sonra toprak yolda kısa bir süre devam edildikten sonra sağa doğru patikaya yönelir. Bir müddet iniş yapıldıktan sonra köy evlerinin ardından ormana girer.

Tepede tekrar toprak yolda kısa bir süre devam edildikten sonra tekrar patika olarak , Alakilise ye kadar iniş yapılır. Alakilise den birkaç km sonra hafif tırmanış ve daha sonrasında da dik bir tırmanış yapılarak , Papaz kayası olarak bilinen arkeolojik kalıntıların altından geçerek dağın başına kadar tırmanmaktadır.

Bu noktadan sonra sırtları takip ederek hafif eğimle, orman içi patikalarla aşağıya inmeye başlar. Beymelek önündeki lagünün güzel manzarasıyla oldukça yüksek rakımlardan aşağıya inen Likya yolunun kuzey rotasında , kış mevsimlerinde kar nedeniyle patikaların kapanması sonucunda yürüyüş açısından elverişsiz hale gelmektedir.

Bu rotayı takip edecek Yürüyüşçülerin, Belören ile Finike arasında bu iki gün sürecek güzergah boyunca ihtiyaç duyacakları miktarda su taşımaları tavsiye edilir.

ZEYTİN MAHALLESİ YERLEŞİM ALANI

Antik döneme ait yapı kalıntılarıyla iç içe yaşayan birkaç hanenin dışında terkedilmiş durumda, bir vadi çevresinde konumlanmış Zeytin Mahallesinde yerleşim Klasik Dönemden başlayarak Helenistik, Roma, Bizans ve Osmanlı dahil günümüze kadar devam etmiştir. Zeytin Mahallesindeki tarımsal amaçlı teraslar, sarnıç ve zeytin yağı işlikleri burada antik dönemde yoğun olarak tarımsal faaliyette bulunulduğunu, Myra’ya bağlı bu yerleşimde üretim ekonomisinin gerçekleştirildiğini göstermektedir.

Yerleşim alanında, Alakilisenin yaklaşık 1,5 km. doğusunda mevcut yolun kenarında güneye uzantılı iki temel sırası ayakta düzgün kesme taştan yapılmış ve yaklaşık 10×10 metre boyutlarında kare planlı bir yapı yer almaktadır. Yamaçlardan itibaren dağınık biçimde lahitler alana yayılmıştır.

Aylakçamur mevkiinde ise temel seviyesinde yapı kalıntıları, zeytin işlikleri, şarap yapmak ve üzüm sıkmak amacıyla kayalara oyulmuş işlikler bulunmaktadır.
Yerleşim alanındaki yapıların su ihtiyaçları ana kayalara oyulmuş sarnıçlardan karşılanmıştır. Vadinin kuzey gerisinde ise vadi tabanından başlayarak günümüze kadar kullanılagelmiş Nekropol Alanı yer almaktadır.

ALAKİRSE YERLEŞİM ALANI (KARKABO)

Belören köyü, Alakirse mevkiinde yer alan 5-6. yy.’a ait AlaKilise Erken Bizans Dönemi Kilisesidir. Bazilikal planlı, üç nefli kilisenin çevresinde oldukça tahrip olmuş mimari elemanlar yer almaktadır. Kilisenin doğusunda içte dairesel, dışta çokgen cepheli apsis, batısında narteks ve atrium bulunmaktadır. Güneydoğusunda kare içinde haç planlı ek yapı, atriumun kuzeyinde üzeri kubbemsi tonoz örtülü 5 mekan ve bir sarnıç görülmektedir. Bazilikal kilisenin yaklaşık 1 km. güneydoğusunda ana kayaya oyulmuş 9×5 metre boyutlarında bir şapel, onun da kuzeydoğusunda 11.15×4.90 boyutlu, yer yer freskolu ikinci bir şapel vardır.

Kilisenin kuzeydoğusunda mevcut orman yolunun kenarında gözetleme kulesi ve çiftlik evlerinin bulunduğu başka bir yerleşim bulunmaktadır. Batı yamaçta ise mezar odası ana kayaya oyulmuş, girişi kuzeyden olan ve üzerine lahit kapağı oturtulmuş bir kaya mezarı yer almaktadır. Alanda dağınık olarak bulunan yapı kalıntıları ve tarımsal amaçlı teras duvarlarına rastlanmaktadır.

Alakilise’nin yaklaşık 1 km. doğusunda yamaç ve tepe üzerinde yer alan yerleşimin adının Başmelek Gabriel’e adanan Alakilise’nin narteksindeki kitabeden ve Sionlu Nikolaos’un Vitasındaki bilgilerden Karkabo olduğu anlaşılmaktadır. Yerleşim alanında yaklaşık 10×5 metre ebatlarında küçük bir kilise bulunmaktadır. Yapı duvarlarında çok büyük olmayan yöresel taş ve kireç harcı kullanılmıştır. Kilisenin kuzeybatısında 2 sarnıç ve doğusundaki tepenin kuzey ve batısında iri kesme taşlardan mekanlar oluşturularak yapılmış kendine ait sarnıç ve işliği bulunan konutlara ait kalıntılar yer almaktadır.

PAPAZ KAYASI KUTSAL ALANI

Demre Vadisine hakim bir konumda halk arasında Papaz Kayası olarak adlandırılan tepe kutsal bir mekan olarak kullanılmıştır. Dini ayinlerin yapıldığı ana kayaya oyulmuş nişler ve basamak biçiminde düzenlenmiş sekilerle oluşturulan platformlar görülmektedir. Kutsal alanda Hıristiyanlıkla birlikte Bizans Dönemine tarihlendirilen tavan kısmı tonozlu küçük bir şapel inşa edilmiştir. Şapel yanında üç adet sarnıç ve etrafta üzerinde haç motiflerin işli olduğu mimari bloklar bulunmaktadır

KARABEL (PHARRÕA?)

Karabel Mahallesinde Tragallassos’a bağlı küçük bir kule çiftlik yerleşimi olarak bilinmektedir. Kayalık bir yükselti üzerine yapılmış olan Geç Helenistik döneme ait kule 3 katlıdır. Kulenin birinci katına ait duvarlar ayakta olup, ikinci kat duvarları kısmen ayakta, üçüncü kat duvarlarının ise güney bölümü ayaktadır. Dar ve uzun bloklarla kat sınırları vurgulanmış olan kulenin görünen yüzleri kaba bosajlar biçiminde bombeli bırakılmıştır. Kulenin penceresi girişin hemen üzerinde ikinci katta yer almaktadır. Kulenin çevresinde 3 adet sarnıç bulunmaktadır. Yaklaşık 2-3 m çapında ana kayaya oyularak yapılmış olan sarnıçların iç kısmı sıvalıdır. Kulenin batı güney tarafında kesme taşların kullanımıyla yapılmış konutlara ait olduğu tahmin edilen kalıntılar ve zeytin işlikleri bulunmaktadır.

ÇAĞMAN YERLEŞİMİ (PLOKAMA?)

Muskar-Arneai yolu üzerindedir. Erken Bizans Kilisesi dışında çok az kalıntı bulunmaktadır. St. Nikolaos’un Vita’sındaki bilgilere göre 6. yüzyılda Plakoma’da üçyüz kişinin yaşadığı tahmin edilmektedir. Yapılan kazılarda, Börülce Deresi mevkiinde Bizans Dönemine tarihlendirilen bir Nekropol Alanı bulunmuştur.
BOLDAĞ-AĞZIEĞRİ YERLEŞİM ALANI

Finike İlçesi sınırlarında yer alan Boldağ Köyünde, Gülmez Dağı üzerinde Antik dönemde Bonda olarak adlandırılan bölge içindeki farklı yerleşim alanlarından olan birisi olan Karakuyu Yerleşimi, Dinektepe ve Karakuyu yerleşimlerinden sonra kuzeye doğru giden yolun alt tarafında, Kabaksarnıç Deresinin kuzeybatısındaki ormanlık alan içinde yer alan bir Bizans yerleşimidir.

Köşe duvarlarında iri blok taşların kullanıldığı, genelinde özensiz taşlarla ve harç kullanılarak yapılan yapılar Bizans Dönemi özelliği göstermektedir. Duvarlarının izlenebildiği kadar kareye yakın bir formda kule olabilecek yapının duvarlarındaki hatıl delikleri çok katlı bir yapı özelliği göstermektedir. İnce bağlayıcı duvarlarla yapının içinde mekânlar oluşturulduğu hatıl deliklerinden de anlaşılmaktadır. Yerleşim alanı içinde doğuya bakan apsisi ile bir kilise yapısı yoğun bitki örtüsü arasında görülebilen yapılardandır.

Yerleşim alanının güneybatısında yer alan yolun alt kısmında ormanlık alan içinde Geç Roma-Erken Bizans Dönemine ait olabilecek bir gözetleme kulesi bulunmaktadır. Kare planlı, kapı lentolarında iri kesme taşların kullanıldığı yapınıEn beden duvarları çok düzgün olmayan taşlarla örülmüş olup, yaklaşık 1,5–2 m’ye kadar ayaktadır.

DEMRE-BEYMELEK-YENİ YOL PAFTA 17

Kınık – Yukarı Beymelek – Bonda T.

Pafta 16 da görülen kuzey rotasına alternatif olarak; Myra antik yerleşiminden sonra Demre çayını geçen karayolu köprüsünden sağa yönelen güney rotasından devam edilirse , 1,5 km ilerde Kınık yerleşiminin içerisinden yukarı doğru çıkan asfalt yol boyunca devam ederek bir süre sonra makilik alana girer. Akdenize özgü bodur maki içerisinde 4-5 km boyunca ilerleyen patika, Yukarı Beymelek yerleşiminin içerisinde bulunan Ision harabeleri önünden, köy içerisindeki karayoluna ulaşır.

Güneye, (denize) doğru ilerleyen Likya yolu güney rotası, sahilde anayola çıktıktan sonra doğuya doğru yönelerek lagünün etrafında dolanır. Lagünün, denize açıldığı boğaz kısmının karşısından doğuya doğru yükselen ve birçok arkeolojik yerleşimlerin olduğu Bonda tepesine tırmanan , antik yol üzerinde devam eder.

Beymelek, lagün ve hatta Demre ilçesinin panoramik manzarasının olduğu Kaklık tepenin doğusundan devam eden patika, Dinek tepe mevkiinde, kuzeyden gelen kuzey rotası ile birleşerek doğu yönünde Finike ye doğru devam eder.

Güney rotası boyunca, Demre ve Yukarı Beymelek yerleşimlerinde bulunan marketler ve otellerden temel her türlü ihtiyaçlar karşılanabilir. Yukarı Beymelek yerleşiminde bulunan tarihi taş evler restore edilmiş, ve yürüyüşçülere yöresel yiyecek, ve kalacak ekonomik yer imkanı sağlayan tesisler olarak hizmete açılmıştır.

YILANBAŞI (PARTAESSOS)

Karacaören’den başlayan ve Günağı Kilisesi’ni geçerek Yılanbaşı Mevkii’ne uzanan antik bir yol Yılanbaşı Mevkii’nde bulunana Klasik Dönem kale yapısına ulaşımı sağlamaktadır. Plan verecek ölçüde iyi korunuş durumdaki kale yapısının bulunduğu yüksek rakımlı tepe, Beymelek-Myra-Kekova aksına tamamen hakim bir konumdadır. Sur bedeninin inşasında yerel taşlar kullanılmış olup bunlar geneli itibariyle toplama taşlardan oluşmaktadır.

Topografya ile uyumlu olarak kurulmuş olan savunma sisteminde izlenen farklı tekniklerde ve değişik taş formlarından inşa edilmiş duvarlar, yerleşimin Klasik Dönemden Bizans Dönemi’ne kadar geçen süreçte onarılarak kullanıldığını göstermektedir. Alandaki lahitlerin büyük bölümü kırılmış olmakla birlikte birkaç lahit günümüze kadar sağlam şekilde ulaşabilmiştir.

YUKARI BEYMELEK

Beymelek’in asıl yerleşim alanı olan Yukarı Beymelek, hem antik, hem de geleneksel Türk yerleşimine ait mimari örnekleri bir arada barındırmaktadır.Antik döneme ait yerleşim, denizden yaklaşık 600 metre yükseklikte, hilal biçimindeki tepe üzerinde bulunmaktadır. Tepenin kuzey tarafı sarp kayalık iken, konut yerleşimi güneyde konumlanmıştır. Tepede iç ve dış kaleye ait izler bulunmaktadır. İç kaleye giriş kaya basamaklarıyla sağlanmıştır.Doğal su kaynağı olmayan kalenin su ihtiyacı sarnıçlarla sağlanmıştır. Kalenin batı ucunda ise bir Bizans Kilisesi bulunmaktadır.

Erken Cumhuriyet Döneminde çadırdan yerleşik düzene geçildiğinde bölgede Yukarı Beymelek antik dönem yerleşim alanının eteklerinde Lagüne bakacak biçimde konutlar yerleştirilmiştir.Planlama, inşaat ve malzeme açısından Likya yapı gelenekleriyle benzeşen yapılar, genelde tek odalı, önü verandalı, içinde bir ocağı olan, toprak düz damla örtülü, pencereleri camsız ahşap kepenkli, taş, çamur ve ahşap kullanılarak yapılmıştır

BONDA

Finike İlçesi sınırlarında yer alan Boldağ Köyüne, Turunçova yol ayrımından sonra Asarönü Mevkii takip edilip yaklaşık 20 km’lik giderek yükseltinin arttığı bir patika yoldan ulaşılmaktadır. Antik dönemde Gülmez Dağı üzerinde Bonda olarak adlandırılan bölge içindeki farklı yerleşim alanları Göklimanı kuşbakışı seyreden ve deniz seviyesinden yaklaşık 650–900 m rakımlı tepeler üzerine kurulmuştur. Bu mevkiinin Boldağ olarak adlandırılmasının bir sebebi de çok sayıda dağ sırasının bulunmasıyla açıklanmaktadır.

Turunçova ve Finike düzlüğüne hakim konumdaki yerleşimlerin genelinde Roma ve Erken Bizans Döneminde kullanım görmüş olduğu, savunmaya yönelik kale yerleşimleri ile çok sayıda kuyu, sarnıç işliklere ait mekanlar ile kilise ve lahitlere rastlanmıştır.

Bu yerleşim alanlarından Bonda olarak adlandırılan yerleşim, Limyra’nın sınır bölgesini oluşturan dağlık arazideki yerleşmelerden biridir. Kaklık Tepesinin yaklaşık 1 km güneyinde yer alan dik bir dağın sırtlarında uzanan yerleşimin ilk olarak Nekropolü ile karşılaşılmakta, birçok lahdin bir arada bulunduğu yamaçtaki Nekropol kuzeye doğru çöküntü bir sırtla ayrılmaktadır. Roma Dönemine ait Likya tipi semerdamlı lahit mezarların bazılarında Pisidia etkili kalkan motifi vardır.

Kayalık arazi doğuya doğru dik inmekte olup tepeye çıkışta ilk olarak bir kaleye ait tahkimat duvarı ve savunma yapılarına ait kulelere rastlanmaktadır. Kuru duvar örgüsü ile örülmüş duvarların daha sonraki evrede harçla kısmen yenilendiği anlaşılmaktadır. Oyulmuş basamaklar ve platformlarla ulaşılan kale yerleşiminin içine entegre edilmiş başka yapılarda bulunmaktadır.

Özellikle geniş bir alana yayılmış kalıntılar içinde su gereksinimini karşılamak amacıyla yapılmış sarnıçlar, konut yapıları ve Erken Bizans dönemine ait bir kilise kalıntısı ile ona bağlı birimler görülmektedir. Tekneleri ana kayaya oyulmuş bağımsız işlikler ile kare formda mekânlar oluşturularak yapılmış, orta kısmında baskı kolu deliklerinin bulunduğu işlikler bölgedeki tarımsal üretime dönük zeytin veya üzüm işliklerine aittir. Büyük blok taşlardan yapılmış eşik taşları üzerinde kanat yuvalarının bulunduğu mimari parça alandaki daha nitelikli bir yapıya aittir.

ISION

Myros Vadisi boyunca Beymelek’ten Gürses’e kadar ki yakın alanda Myra’nın güvenlik sistemini oluşturan, hem savunma ağının parçası olarak, hem de yerel bir yöneticinin kendisini, arazisini, ürününü korumak amacıyla inşa edilmiş kulelerden olan İsion Kuleleri, İ.Ö. 2. yy.’a tarihlendirilmektedir. Bugünkü Beymelek Lagünü’nün İsion günlerinde bir koy olduğu, kalenin yapımcılarının Mısır Tanrılarına atfen burayı Tanrıça İsis’in yeri anlamında İsion olarak adlandırdığı söylenmektedir.

Kale ve çevresindeki mimari kalıntılar, İsion’un oldukça önemli, korunaklı bir çiftlik yerleşimi olduğunu göstermektedir. Bizans dönemine ilişkin herhangi bir ize rastlanmayan yerleşimin Roma Döneminde de kullanıldığı bilinmektedir.

Mimarisi, Helenistik dönem kulelerine iyi bir örnek oluşturan İsion’daki kale dikdörtgen bir plana oturtularak kuzey ve batıda birer kuleyle desteklenmiştir. Kuleler 3 katlıdır ve büyük oranda korunarak günümüze ulaşmıştır.

Kalenin ana girişi güneyden kulelerin arasında kalan avluyadır. Kulelerin içerisinde katlar ahşap olup, her katta ışıklandırma pencereleri bulunmaktadır. Kalenin batısındaki yoğun şarap işlikleri, çiftlikte yüksek kapasitede şarap üretimi olduğunu göstermektedir. Kuzey kulesinin içinde ana kayaya oyulmuş sarnıcı, kuzeyden gelen kanal aracılığıyla yüzey suları beslemektedir.Dalyan gölü kenarındaki 6-7.yy.’ a ait doğu-batı doğrultulu iki küçük şapel, Beymelek’in günümüze kalabilmiş Bizans Dönemi kalıntılarındandır.

FİNİKE PAFTA 18

Bonda T. – Finike – Sahilkent

Bonda tepesinin daha üzerinde Dinek tepe mevkiinde kuzey ile güneyden gelen iki ayrı patika birleşerek , yer yer makilik, çam ormanı ve son yıllarda açılmış olan toprak araç yolları ile kesişerek Finike ilçesine iner.

Finike ilçesinden sonra yaklaşık 20 km boyunca denize paralel olarak kumsalı takip edecek olan Likya yolu üzerinde bnelirgin bir yerleşim merkezi olmamakla beraber sahilde yazlık yerleşimler bulunmaktadır. Ancak, yiyecek, su, barınma ve diğer ihtiyaçlar için en uygun noktanın Finike ilçesi olduğu söylenebilir.

Finike ilçesi içerisinde kuzeye doğru giden karayolu ile Lİkya ülkesinin en büyük yerleşimlerinden olan Arikanda arkeolojik yerleşimine yaklaşık 1 saat sürecek araç yolculuğu ile varılabilir.

Finikeden devam edilirse , birkaç km sonra Sahilkent yerlşiminden kuzeye doğru çıkan derenin takip edilmesi durumunda Limyra arkeolojik yerleşimi ziyaret edilebilir.

BOLDAĞ-KARAKUYU YERLEŞİM ALANI

Finike İlçesi sınırlarında yer alan Boldağ Köyünde, Gülmez Dağı üzerinde Antik dönemde Bonda olarak adlandırılan bölge içindeki farklı yerleşim alanlarından olan birisi olan Karakuyu, Bonda yerleşiminin orta noktasında yer almaktadır.

Deniz seviyesinden yaklaşık 650 m. yükseklikte uzun bir dağ yamacının sırtı boyunca uzanan yerleşimin, Göklimana bakan uçurum tarafı duvarlarla çevrilidir. Bu duvarların kuzeyden gelecek tehlikelere karşı savunmaya yönelik yapılan bir kale olduğu tahmin edilmektedir. Tepenin yamaçlarında ise antik bir yola ait kalıntılar belirli noktalarda izlenebilmektedir. Oldukça büyük mimari parçalardan yapılmış bir kule ve onu çevreleyen sur duvarları tepe boyunca uzanmaktadır.

Duvarlarının bir bölümü ayakta olan konut yapılarının büyük bloklarla yapılmış kapı lentoları ayaktadır. Su ihtiyacını karşılamak amaçlı üç gözlü tonozlu ve merdivenlerle içine inişin sağlandığı sarnıç oldukça ilginçtir. Yerleşim alanı içinde ana kayaya oyularak yapılmış işlik mekânları ile işliklere ait trapetum tekneleri yaygın olarak görülmektedir. İşlik alanlarının içinde erzak saklama amaçlı kullanıldığı anlaşılan pişmiş toprak küpler bulunmaktadır.

Lahit mezarlar ve Bizans Dönemi mimari elemanlar yerleşimin Göklimanı kuşbakışı seyreden güney yamaçlarında yoğunluk göstermektedir. Bu mimari elemanlar, Bizans Dönemi bazilikasına aittir. Bazilikaya ait işlemeli sütun başlıkları ve süsleme elemanları yamaç boyunca yayılmıştır. Erken Bizans Döneminde de kullanıldığı anlaşılan yapıların yanı sıra Roma Dönemine ait düzgün kesilmiş bloklarla örülmüş yapılarda dönemsel süreklilik izlenebilmektedir

YALAKBAŞI YERLEŞİM ALANI

Finike, Boldağ mevkiinde, Bonda Yerleşiminin yaklaşık 2,5 km kuzeyinde doğu-batı yönünde uzanan bir boğazın sırtlarında, giderek yükselen bir kayalık alanda yer almaktadır. Phonikos liman kentinden yerleşime ulaşımı sağlayan eski bir yol bu alandan geçmektedir. Antik yol, doğudan batıya büyük bloklardan yapılmış bir teras duvarının güneyinden teraslama boyunca hafif yükselerek geçirilmiştir. Alandaki yoğun tahribat sebebiyle yol kalıntısı izlenememektedir. Tekneleri ana kayaya oyularak yapılmış, kare formda düzenlenmiş işlik mekânlarının yanında trapetum ve orbislere ait mimari parçalar çiftlik evleri ile birlikte alanın doğuya doğru uzanan bölümünde yer almaktadır. Bu alanlar teraslamalarla tarıma elverişli hale getirilerek çiftlik yerleşmeleri olarak kullanılmıştır. Alanda yer alan sunak, adak stellerine ait parçalar ve kayaya oyularak açılmış yüzeydeki deliklerden bronz adakların konulduğu anlaşılan kaya sunaklarının bulunması sebebiyle bu alanın antik dönemde bir kutsal alan olarak kullanım gördüğü anlaşılmaktadır.

BOLDAĞ-DİNEKTEPE YERLEŞİM ALANI

Finike İlçesi sınırlarında yer alan Boldağ Köyünde, Gülmez Dağı üzerinde Antik dönemde Bonda olarak adlandırılan bölge içindeki farklı yerleşim alanlarından olan birisi olan Dinektepe, deniz seviyesinden yaklaşık 900 m. yükseklikte Bonda Bölgesinin kuzeyinde yüksekçe bir tepe üzerinde yer almaktadır.

Güneybatısında yer yer tarım arazileri bulunmaktadır. Burası genel olarak bir Roma yerleşimidir. Dış duvarlarının kalınlığı yaklaşık 1m’yi bulan bazı yerlerde 1m’yi aşan bir ana yapı etrafında çok sayıda bölümlerin bulunduğu bir kale yerleşimi söz konusudur.

Kalenin iç duvarlarında genel olarak moloz taş, temelde ise daha büyük taş malzemeler kullanılmıştır.

Dış duvarları düzgün kesilmiş büyük bloklardan yapılmış, doğudan bir girişi bulunan zemin kat yüksekliğinde kule kapısı ayaktadır. Batı tarafında hatıl deliklerinden iki katlı olduğu anlaşılan bir yapı bosajlı kare taşlarla örülmüş olup ortada yapıyı bağlayan ince bağlayıcı duvarları bulunmaktadır.

Duvar köşelerinde bağlayıcı büyük bloklar kullanılmış, az miktardaki harçlı taşlardan değişik dönemlerdeki kullanım izlerine rastlanmıştır. Dağ tarafında muhtemelen iki kule, iç kısımlarda ise konut amaçlı mekânlar görülmektedir. Güney tarafında hizmet amaçlı yapılmış, görevlilerin kaldığı mekânlara ayrılmış bölüm olmalıdır. Mekânlara geçiş bazı yerlerde kemerli geçişlerle sağlanmıştır.

Dinektepe yerleşimi içinde işlikler ve kuyulara da sıklıkla rastlanmaktadır. İşliklere ait duvarlarda oyuklar ve ana kayaya oyularak yapılmış mekânlar bulunmaktadır. Ezme tekneleri büyük ölçüde korunmuştur. Yerleşimin yamaçlarından başlayarak lahit mezarlar çoğunlukla kırılmış durumdadır. Tabula ansata içinde yazıtın bulunduğu lahitlerin bazılarında dar yüzde Pisidia etkili kalkan betimlemesi ve uzun yüzde ise yüzü medusa biçimli aslan kabartması bulunmaktadır. Lahitler yöresel kireç taşından yapılmıştır.

PHOINIKOS

Finike İlçesi merkezinde bulunan ve Helenistik dönemden günümüze dek iskan gören Phoinikos Antik Kenti, önemini coğrafi konumunun elverişliliği ve iyi bir limana sahip olmasına borçludur.

Antik dönemde, Likya’nın en önemli liman şehirlerinden birisi olan kent, liman ve gerisindeki tepenin yamaçlarında gelişen topoğrafik yapısıyla bu önemini günümüzde de Elmalı ile bölgenin güney-doğu irtibatını sağlaması yönünden yitirmemiştir.

Günümüz yapılanması antik yerleşmeyi büyük oranda tahrip etmiştir. Sur duvarı, kule, sarnıç, kaya mezarları, lahit parçaları gibi askeri, sivil ve dini mimariye örnek olabilecek çok az yapı günümüze kadar ulaşabilmiştir.

Phoinikos Antik Kenti, önemli konumu nedeniyle, sürekli deniz savaşlarına sahne olmuştur. Romalıların İ.Ö. 190 yıllarında Likya’ya karşı giriştiği deniz harekatında, Romalı Komutan Liuius, yerli halk tarafından geri püskürtülmüştür.

Phoinikos, 655 yılında, Bizans ile Doğu Akdeniz havzasında giderek güçlenen İslami Arap egemenliği arasında geçen en büyük deniz savaşına sahne olmuştur. Mısır Donanması ile Suriye filosu Likya kıyılarındaki Phoinikos da bir araya gelerek veba, kıtlık ve 6.yüzyıldaki Pers istilası yüzünden çok güçsüz kalan Bizanslılara saldırmış ve Bizans ordusu bu saldırıya çok az bir direnç gösterebilmiştir. Bu savaş sonrası Arap donanmaları Akdeniz sahillerinde rahatça dolaşmaya başlamıştır.

Diğer yandan, Dük Cosima I tarafından 1562′de Toskana’da kurulan ve görevleri Osmanlı Devletinin Akdeniz’deki gemilerine ve liman kalelerine saldırmak olan Aziz Stefanos Şövalyeleri Tarikatı üyeleri, 4 Haziran 1606 da Finike’ye saldırarak, kenti ele geçirmiştir.

Finike adıyla günümüze ulaşan Phoinikos, 17.yy Hıristiyan tarikat şövalyelerince kalenin eteklerinde yer alan önemli bir yer olarak nitelendirilmekteydi ve rıhtımdaki kule İtalyan arkeologların çektiği bir fotoğrafa göre, 1920′li yıllarda hala ayaktaydı. Kulenin 1950′li yıllarda yıkıldığı tahmin edilmektedir. Bugünkü Finike Cezaevi’nin yukarısındaki tek bir kaya mezarı, Phoinikos”un Lykia Kralı Perikles’in liman kenti olarak uzun bir geçmişe sahip olduğunu belgelemektedir.

LIMYRA

Limyra Antik Kenti, Toçak Dağının güney eteklerinde, genellikle erken dönem yapıların yer aldığı akropol ile onun hemen güneyinde, şimdi karayolu ile ayrılan düzlükte Roma ve Bizans Çağı surları içinde kalan alanı kapsamaktadır.

Likya Bölgesinin önemli kentlerinden olan Limyra’nın Likya dilindeki adı Zemu (ri) dir. İ.Ö.5.yüzyıldan itibaren varlığını gösteren şehir, Likya Birliğini kurmak isteyen Perikles tarafından başkent olarak kullanılmıştır. İ.Ö.2.yüzyılda bastırdığı Likya Birliği sikkelerden varlığını sürdürdüğü anlaşılan kentin en parlak dönemi, Roma hakimiyetine girdiği İ.Ö.1.yüzyıl-İ.S.2.yüzyıllar arasıdır. Bizans egemenliği sırasında piskoposluk merkezi olan Limyra, 7.yüzyıldan sonra önemini yitirmiştir.

Ancak, Limyra’da bulunan Bektaşi tarikatı tekkesi Kâfi Baba Türbesi, bölgenin Osmanlı Döneminde bile dinsel bir önem taşıyan bir yer olduğunu göstermektedir.

Antik Kentin en kuzeyinde yer alan akropol, kuzeyde bir içkale ile aşağı kaleden oluşmaktadır. İçkale içinde, Likya’da ve özellikle Limyra’daki Pers etkisini yansıtan ateş altarları dikkat çekicidir. Aşağı Kale’de sur, sarnıçlar, Bizans kilisesi ile Perikles heroonu yer almaktadır. Büyük ölçüde Ksanthos’daki Nereidler Anıtının örnek alındığı anıt mezar, İ.Ö.390-370 yılları arasında inşa edilmiştir. Yapının alınlıkları kabartmasızdır. Ancak, güney alınlık kısmında Bellerophon’un Khimaira’yı öldürme sahnesi bulunmaktadır.

Perikles Anıtından aşağı inişi sağlayan merdiven şeklindeki yol, hemen tiyatronun kuzey girişindeki yamaç evleri diye adlandırılan Likya dönemine ait evlerle sınırlanmaktadır.

Akropolün düzlüğe ulaştığı yerde, orijinali Helenistik Döneme ait olan ve 141 depreminden sonra Opramoas’ın yardımlarıyla ayağa kaldırılan tiyatro en önemli yapıdır. Sahne binası üzerinden Turunçova-Kumluca karayolunun geçtiği tiyatro, tüm izleyici yerleri ve sahneyi güneş ışınlarından koruyan güneş tentesi bulunan Roma tiyatroları tipindedir.

Karayolunun güneyi, Limyros çayı ile doğu ve batı olmak üzere bölünmüş iki ayrı ada halindedir. Doğuda surla çevrili kısma giriş, Bektaşi babası Kâfi Babanın Tekkesi yakınında iki kare planlı kule ile kontrol altına alınmış kapı ile sağlanmıştır. Bu kapıdan başlayan antik sütunlu caddenin kuzeyinde “Piskoposluk Kilisesi”, güneyinde de “Piskoposluk Sarayı” yer almaktadır. Her iki yapı da erken Bizans dönemine aittir.

Limyros çayının batısındaki kısımda erken Bizans dönemi surlarıyla çevrili olup, bu kısım, doğudakine göre daha eski kalıntıları içermektedir. Surun güney duvarı içerisinde “Ptolemaion” diye adlandırılan bir yapı ortaya çıkartılmıştır. Doğu kısımdan gelen sütunlu cadde, bu yapıda son bulmaktadır. Arsinoe veya Berenike’ye ithafen yapılmış olan iki katlı bu yapının çatısı, defne yaprakları şeklinde örtülü bir tarzdadır. Ptolemaion’un güney köşesinde ufak bir kilise kazılar sırasında ortaya çıkartılmıştır.

Batı kısımdaki önemli diğer bir yapı da Suriye seferinden dönerken 4 yılı 21 Şubatında Limyra’da ölen, Augustus’un manevi oğlu ve torunu Gaius Caesar için yapılmış sembolik anıt mezar Kenotoplıdır. Gaius Caesar’ın külleri Roma’ya yollanmış, ancak öldüğü yer olan Limyra’da babası Augustus’un emri ile imparatorluk sanatçıları tarafından bu yapı yapılmıştır.

Limyra Antik Kenti, Lykia’nın kaya mezarı yönünden en zengin yeridir. Limyra, 400′ü aşkın ve büyük çoğunluğu gerçek kaya mezarlarıyla Lykia’nın bu yönde ilkidir ve çoğu mezar, Lykia dilinde yazılmış kitabeleriyle ismen bilinmektedir. Kentin, sur dışında ve güneyinde düzlükte yer alan nekropol alanı Roma İmparatorluğu çağına aittir.

HASYURT-KUMLUCA PAFTA 19

Sahilkent – Hasyurt – Kumluca 

Paftadaki Likya yolunun tamamı, denize paralel olarak kumsal üzerinde ilerler. İstenirse, Lkya patikasında ayrılarak , umluca ilçe merkezine giden karayolu takip edilir ve Arkeolojik Rhodiapolis ve Korydalla yerleşimleri ziyaret edilebilir.

CORYDALLA

Hacıveliler Köyünde bulunan Corydalla, iki tepe ve eteklerine yayılmıştır. Corydalla, Gagai ve Rhodiapolis ile birlikte Likya Birliğinde temsil edilmiş, bu üçlü birliğin en büyük kenti olmadığı halde liderliğini üstlenmiştir.

Kentte 19. Yy. sonu, 20. Yy. başında bazı tespit edilen tiyatro gibi kalıntılardan birçoğu günümüze kadar ulaşamamıştır. Corydalla da, bugün göze çarpan belli başlı eserler hamam, suyolu ile iki Büyük ve Küçük Asar Tepeler üzerinde bulunan sarnıçlar, kaya mezarları, özenle yapılmış bir duvar işçiliği gösteren büyük mozaikli bir yapıdır.

Corydalla, kalıntılarından çok, 1963 yılında yapılan kaçak kazı sonrası çıkartılan ve bir kısmı yurtdışına kaçırılan, Bizans maden sanatında ayrı bir yeri olan definesi ile anılmaktadır.

RHODIAPOLIS

Kumluca/Sarıcasu Köyünün kuzeydoğu yönünde, Finike Ovasını çevreleyen dağlar kavisi üzerinde denizden yaklaşık 300 metre yükseklikte kurulmuş olan Rhodiapolis de yapılan arkeolojik kazılar kentin İ.Ö. 5. Yy. öncesine uzandığını göstermiştir. Antik kaynaklarda “Rhodia” olarak da geçen kentin yerel adının “Wedrei/Wedrenehi” olduğu Likçe yazıtlardan bilinmektedir.

Roma döneminde en zengin devrini yaşamış, Likya birliğine dahil olmuş ve adına para basılmış önemli bir birlik üyesidir. Roma dönemi özelliğini burada etkin olarak belirlemiş, imparator kültleri ve görkemli özel yapılar inşa edilmiş, imparatorlar adına ayinler düzenlenmiştir. Kent, Bizans döneminde de yaşamını sürdürmüş olup, birçok Bizans kalıntısı mevcuttur.

Rhodiapolis’de dar ve zor arazide oldukça başarılı bir kent yaratılmıştır. Tiyatronun üst sıralarında oturan birisi, kent merkezindeki tüm kamu yapılarını bir arada görme şansına sahiptir.

Kentin dikkati en çok çeken özelliği, eğimli arazide yapılar için uygun düzlüklerin aynı zamanda su ihtiyacını karşılayan sarnıçlarla sağlanmasıdır. Su kaynaklarının yetersizliği kentin gelişememesindeki en önemli etkenlerden birisi olarak görülmektedir. Kentin su ihtiyacı büyük oranda sarnıçlardan karşılanmıştır. Sarnıçların içinde 1300 m3 kapasiteli olanı olsa da kapasite ortalama 600-700 m3′dür. Sarnıçların bir kısmı birbirine künklerle bağlanarak suyun bitmesi durumunda diğer sarnıçtan su temin edilmesi sağlanmıştır.

Kentte küçük taşlardan harçlı veya harçsız olarak inşa edilmiş, hala ayakta olan çok sayıdaki yapı bulunmaktadır. Kentin doğusunda eteklerdeki hamamdan yukarıya kent merkezine bağlanan ana cadde boyunca oluşturulan ara sokaklarla yapılara ulaşım sağlanmıştır.

Ana yolun başlangıcındaki Roma Hamamı geleneksel Likya Bölgesi hamam tipindedir. Yaklaşık 1100 m2′lik bir alanı kapsayan hamama Bizans döneminde müdahaleler yapılmıştır. Bu dönemde hamamın hemen hemen tüm bölümleri farklı kotlarda değişik amaçlar için kullanılmıştır.

Kentin en merkezi yapısı Agora’dır. Agora ve Stoa birlikte organize edilmiştir. Stoa zemini mozaik ile kaplıdır. İki katlı Stoanın karşısında Agora boyunca devam eden 3 basamaklı oturma sıraları meydanda çeşitli etkinliklerin yapıldığını göstermektedir. Agora ve Stoa 2. yy. başlarına tarihlendirilmektedir.

Tiyatro yaklaşık 1500 kişi kapasitelidir. Cavea’sı yamaca oturtulmuştur. Oturma basamaklarındaki oyuklardan Cavea’nın çadırlarla örtüldüğü anlaşılmaktadır. Sahne binasının üst kısmı yıkılmıştır. Helenistik dönem tiyatrosu, Roma döneminde revize edilmiştir.

Tüm Likya Bölgesinde özellikle 141 depreminden sonra kentlerin yeniden inşasına yardım eden, yıllık gelirinin bir kısmını Likya Birliğine bağışlayan, festivallere, yoksullara destek veren Opramoas Kumlucalı varlıklı bir ailenin üyesidir. Annesi Corydalla’lı; babası Rhodiapolis’lidir.

Tiyatronun sahne binasının arkasında ünlü Opramoas anıtı bulunmaktadır. Anıt ünlüdür çünkü yüzündeki yazıtlar, antik dünyanın ikinci en uzun Yunanca yazıtıdır. Opramoas’ın tüm yardımları, onurlandırmaların listesi, çeşitli devlet adamlarıyla yapılan mektup yazışmaları bu yazıtta yer almıştır. Tapınak 2. yy. Roma Dönemi tapınağıdır. Anıt 7.6×6.7 m boyutlarında olup, iyi işlenmiş kare bloklardan inşa edilmiş olup cepheden basamaklarla çıkılan bir podyuma sahiptir.

Mezarın güney ve batısı boyunca tiyatronun sahne binasına kadar Stoa uzanmaktadır. Stoa duvarı boyunca 8 adet niş yer almaktadır. Kazılarda Stoanın ortasında yaklaşık 5 metre çapında, Stoanın nitelikli mermerden mimari elemanları ve heykellerini kirece dönüştürmek amacıyla açılmış bir kireç ocağı ortaya çıkartılmıştır. Güneye doğru 63 m aşağıda, küçük taşlar ve harç ile yapılmış, halen 6 m yüksekliğe kadar korunmuş yapı Opramoas tarafından babası Apollonios ve annesi Aristokila’ya adanmıştır.

Tiyatronun üst kısmında batıya doğru, sadece apsisi koruna gelmiş bir kilise göze çarpmaktadır. İmparator Kült Salonu (Sebastion), Opramoas tarafından 2. yy. da yaptırılmıştır. İki katlıdır. Heykellerle donatılmış nişli alanların bulunduğu katı kent merkezine bakmaktadır. Heykellere ait nişler ve yazıtlı heykel altlıkları yerlerinde korunmuş, heykeller 1971 yılında Antalya Müzesine taşınmıştır.

Sebastion’un güneybatısında Kader Tanrıçası Fortuna’ya adanmış Tapınak, onun bitişiğinde de tıp adamı, şair Herakleitas tarafından 2. yy. da yaptırılmış Kütüphane bulunmaktadır. Herakleitas da Opramoas gibi Kumluca’nın ünlü, zengin ve yardımsever kişilerinden birisidir.

İmparator Kült Salonuna bitişik 2. yy. ait Herakleitas tarafından yaptırılan Asklepeion Yapısında (Tedavi Merkezi) gerçekleştirilen kazılar, hasta odaları olarak tasarlanan mekanların daha sonraki dönemlerde konut ve farklı amaçlar için kullanıldığını göstermiştir.

Fortuna tapınağı dışında Stoanın güney başında ve Akropolde iki tapınağın daha varlığı bilinmektedir.Kentin en erken Nekropol Alanı, kuzeydeki vadide yer alan Klasik dönem, Likçe yazıtları bulunan kaya mezarlarıdır. Kentin çevresindeki Roma dönemi nekropolleri daha çok tonozlu oda mezarlar ve lahitlerden oluşmaktadır.Doğu ve batı yamaçlarında Likya tipinde lahit grupları ve çevredeki kayalıklarda da bazıları sade, bazıları işlenmiş kaya mezarları yer alır; bu kaya mezarlarından birkaçında, Likya dilinde olan yazıtlar görülmektedir.

MAVİKENT-GAGAİ PAFTA 20

Mavikent – Karaöz

Paftadaki Likya yolunun tamamı,  denize paralel olarak kumsal üzerinde ilerler. Mavikent yerleşiminin güneyinde sahilde Gagai arkeolojik yerleşim – su kemerleri görülebilir.

Her ne kadar pafta lejantında market veya yerleşim olarak işaret konulmuş ise de, bu paftadaki yerleşimlerin özellikle sahildeki kısmı, yazlık,  tatil amaçlı yerleşimler olup, kış aylarında boş olma ihtimalleri yüksektir. Özellikle yiyecek ve su için market yazın bulunur.

GAGAİ

Antalya İli, Kumluca İlçesi, Mavikent Beldesi sınırlarında bulunan Gagai, yöresel ismi Aktaş olan, kumsalda bulunan beyaz kalker tepeciğinin kuzeyindeki tepe, etekleri ve önündeki düzlük üzerinde kurulmuştur. Yerleşimin adı antik kaynaklarda ilk olarak “Palaion, Teikhos yada Eski Kale” biçiminde geçmektedir.

Pek çok kaynakta kentin isminin Dorca toprak anlamına gelen “Ga” kelimesinden türetildiği yada Nemius adında Rodoslu bir komutanın Likya ve Kilikyalı korsanlara karşı bir savaş kazandıktan sonra, bir fırtınanın içine dalarak gemisinin tehlikeye düştüğü, geminin tayfasının da karayı görünce “ga ga” diye bağırdığı şeklinde söylenceler olsa da Gagai kelimesinin eski Anadolu dillerinde bulunan ve Likçe yazılı sikkelerde “Gaxe” olarak geçen “Hahha” kelimesinden geldiği tahmin edilmektedir.

Yakınlarında ismini kentten alan Gages isimli bir akarsu ve Gagates isimli bir linyit ocağının bulunduğu, kentin ününün buradan geldiği söylenmektedir. Gagai, Rhodiapolis ve Corydalla ile oluşturdukları, Corydalla’nın liderliğini yaptığı birlikle Likya Birliğinde temsil edilmiştir. Roma Dönemi kaynaklarında sıkça anılan kente Opramoas tarafından hamam inşaatı için bağış yapılmıştır.

Gagai sikke basan kentlerden olup ilk sikkesini Klasik dönemde basmıştır. Kent sikkelerinin üzerinde yer alan Athena betimlemesinden kentte kutsal sayılan Tanrının Athena olduğu tahmin edilmektedir.

Klasik-erken Helenistik döneminden itibaren yerleşim görmüş olan Gagai, Roma döneminde büyümüş, tepenin etekleri ve düzlüklerde yapılar inşa edilmiştir. Kent, Akropol, Aşağı Akropol, Kent Merkezi ve Nekropol alanlarından oluşmaktadır.

Kentin Akropolü kara ve deniz yollarının rahatlıkla kontrol edilebildiği bir tepe üzerindedir. Akropol aynı zamanda kentin en erken dönemine ait yapı kalıntılarını içermektedir. Akropoldeki dikdörtgen formlu kalenin duvarları erken Bizans dönemine aittir. Kalenin içinde Helenistik dönemde yapılmış bir kale kalıntısı bulunmaktadır. Kule, kentin en yüksek ve bölgeye hakim noktasındadır. Akropolün batısında 5. yy.’a ait bir kilise kalıntısı bulunmaktadır.

Aşağı akropol, denizden yükselen ilk tepe üzerindedir. Sur duvarlarının 6.-7. yüzyıllardaki ilk Arap saldırıları sırasında yapıldığı tahmin edilmektedir. Aşağı Akropolün içindeki kule kalıntısı, 10.-12. yüzyıllara tarihlendirilmiştir.

Akropolün batı ve kuzeybatısındaki düzlükler, Gagai kentinin merkezini oluşturmuştur. Hamam, Tiyatro, Aquadukt, Nymphaion olduğu tahmin edilen kamusal yapılar bu düzlüktedir. Ancak yapı kalıntılarındaki tahribat ve belirsizlik işlevleri konusunda tahminden öte gidememektedir.

Kentin Nekropolü, Akropolün kuzey yamaçlarındaki kayalıklardadır. Mezarlar, Helenistik ve Roma dönemi özelliklerini göstermektedir. Likya tipi hiçbir mezara rastlanmamıştır.

KARAÖZ – ADRASAN PAFTA 21

Karaöz – Adrasan

Likya yolu paftalarının yerleşim düzeni dolayısıyla, bu paftada gösterilen Likya yolu, kıyıdan Karaöz yerleşimine ulaşır ve geçtikten sonra toprak yolu paralel olarak buruna doğru devam eder. Bu kısım pafta no:22 de gösterilmiştir. Daha güney kısımda bulunan Gelidonya Feneri nin olduğu yamacı dolanarak tekrar 21. nolu paftada görüldüğü üzere orman içi patikasından Adrasan yerleşimine iner. Adrasan sahilini geçerek sahilin sonundaki dere yatağından yukarı doğru yönelir. Asfalt yol üzerinde , dere yatağı üzerinde pansiyon ve restaurantların bittiği noktada sağa doğru yönelerek Olympos yerleşimine doğru tepeye tırmanmaya başlar.

Adrasan yerleşimi, bu paftada her türlü yiyecek,su ve diğer ihtiyaçların giderilmesi için uygun olan tek yerleşimdir.

ADRASAN

Adrasan, deniz ticaret yolu üzerinde, Likya’nın yoğun yerleşime sahip olan bir bölümünde yer alan korunaklı doğal limanlarından birisidir. Günümüzde bu koyun bir kısmı Adrasan Çayının taşıdığı alüvyon ile dolmuş ve deniz suyunun da çekilmesiyle bataklık alanlar oluşmuştur.

Kaş-Kekova’dan itibaren Phaselis Antik Kentine kadar uzanan deniz ticaret yolu üzerindeki korunaklı tek doğal liman konumundaki Adrasan da bilinen arkeolojik kalıntılardan biri, koyun kuzeyinde koya hakim bir tepede bulunan gözetleme kulesi, diğeri koyun batısındaki tepede yer alan geç döneme ait harçlı sur duvarları ve yapı kompleksiyle göze çarpan kaledir.

Adrasan koyunun kuzeyinde bulunan ve Kızkalesi Tepesi olarak adlandırılan tepe üzerinde çeşitli dönemlere ait savunma amaçlı yapılar, tepenin zirvesinde de gözetleme kulesi bulunmaktadır. Adrasan koyuna tamamen hakim olan bu kule, Osmanlı Döneminde de kullanılmıştır.

Koyun batısında Çakmak Mahallesindeki tepede yer alan Bizans Kalesinin kuzeydoğusunda Adrasan Limanı ile Kızkale Tepesi kalenin görüş alanı içinde bir bazilika inşa edilmiştir. Kale, etrafındaki ovayı kontrol etmek için yapılmış olup, saldırılar sırasında yöre halkına da kaçış imkanı sağlamıştır.

Çakmak Mahallesinde iki kale arasındaki yamaçlarda, ana kayaya oturan, irili ufaklı basit taşlarla oluşturulmuş ve üzerleri yassı taşlarla kapatılmış 11 adet mezar açığa çıkartılmıştır.

Mezarlarda ortaya çıkarılan eserler arasında, çok sayıda cam koku şişeleri, bronz aynalar, fildişi buluntular, pişmiş toprak eserler ve İ.Ö.I.yüzyıl sonlarına tarihlendirilen sikkeler yer almaktadır. Mezarların sıralanış şekli bu alanın büyük olasılıkla nekropol alanı olduğunu göstermiştir. Mezarlar içerisindeki nitelikli buluntular, buradaki yerleşimin Akdeniz ticaret yolu üzerinde önemli bir paya sahip olabileceğini işaret etmektedir.

GELİDONYA FENERİ-MELANİPPE PAFTA 22

Korsan Koyu – Gelidonya Feneri

Likya yolunun bu bölümünde , Karaöz yerleşiminden güneye,doğru yönelen patika, toprak yol üzerinde yarımadanın uç kısmına kadar devam ettikten sonra sola doğru işaret ile ayrılarak, orman içerisinde yükselerek Gelidonya burnu ve fenerini gören bir yamaca ulaşır. Bulunduğu tepenin sırtını takip ederek bir miktar daha yükselen patika, daha sonra orman içerisinde inişe geçerek , güzel bir deniz manzarası ile kıyıya paralel olarak Adrasana doğru devam eder.

22 nolu pafta üzerinde , Melanippe olarak gösterilmiş antik yerleşimin bulunduğu yer (Korsan Koyu) bulunan çeşme dışında hiçbir yerde içme suyu bulunmaz. . MELANIPPE Melanippe Antik Kenti, Antalya İli, Kumluca İlçesi, Mavikent Beldesinde Karaöz koyundan 3 km uzaklıktaki yarımada üzerinde yer alan, Helenistik dönemden itibaren Gagai’nin egemenlik alanındaki küçük bir kıyı yerleşim alanıdır. Kentin önemi, çevresindeki diğer yerleşimlere de hizmet veren korunaklı doğal bir liman olmasından kaynaklanmaktadır.

Melanippe’nin hemen yakınındaki Gelidonya Burnu, 449 Kalias Barışı ile Persler ve Yunanlılar arasındaki deniz sınırını oluşturmuştur. Kentin Arkaik Dönemde bir Yunan Kolonisi olarak kurulduğu, İ.Ö.500 civarında yazan Miletos’lu coğrafyacı Hekataios’tan anlaşılmaktadır. Kentin adı Yunanca olup, melas (siyah) ve hippos (at) sözcüklerinden üretilmiştir. Kent devamlılığını Ortaçağda bazen Sanetus Stephanus/Hagios Stephanos, bazen de Karaozi adı altında sürdürmüştür. Bu adın kente, limanın kuzeybatısında düzlük bir alanda Aziz Stephanos için yapılmış olan ve temelleri hala ayakta duran üç nefli bir kiliseden dolayı verilmiş olduğu tahmin edilmektedir. Bu kilisenin denizcilere hizmet veren bir kilise olduğu, dış duvarlarında sıva üstüne kazınmış gemi ve tekne grafittilerinden anlaşılmaktadır.

Üç taraftan surlarla çevrilmiş olan kente, limanın güneyinden, batı yönünde tepeye çıkan bir patika sayesinde rahatça ulaşılmaktadır. Giriş kapısı, güney surların dışına yapılmış olan dikdörtgen bir kulenin yanında bulunmaktadır. İ.S.5.yüzyılda inşa edildiği tahmin edilen surların bu kısmı oldukça iyi korunmuştur. Kentte ayakta kalan binalar kuzeyde yer almaktadır. Genelde iki kattan oluşan özel konutların alt katları tonozlu sarnıçlarla donatılmıştır. Yerleşim alanına yayılan yapıların tümü Bizans Dönemine aittir. Erken dönem yapı taşları bu yapılarda kullanılmıştır. Oldukça dar olan sokaklar 2 m.’ yi aşmamaktadır.

Tepenin en yüksek noktasına kurulmuş olan 3 nefli bazilika, Hagios Stephanos Bazilikasından daha küçüktür. Bazilikanın güneyinde, yerleşim alanının orta kısmında ana kayaya oyulmuş olan işlik üniteleri, burada bir zamanlar zeytinyağı üretildiğini göstermektedir. Liman çevresindeki yapı kalıntılarının limanla ilgili işlevlere sahip olduğu tahmin edilmektedir. Bazı kaynaklarda kentte bir Athena Tapınağı olduğu yazılsa da mevcut kalıntılarda Tapınağa ilişkin bir ize rastlanmamıştır. Koyda, deniz altında lahitler ve ostothek bulunmuştur.

MUSADAĞI-OLYMPOS PAFTA 23

Adrasan – Olympos  

Adrasan’dan gelen patika, orman içerisinden , Musa dağının kuzey yamaçlarına kadar vadi içerisinden tırmanarak Olympos yerleşiminin etrafından yeniden inişe geçer. Sandal ağaçlarının oluşturduğu peyzaj içerisinde orman içerisinde ilerleyen patika, dere yatağına paralel olarak vadi kenarından Olympos sahil yerleşimine ve Korykos arkeolojik yerleşimine ulaşır.

Patika boyunca, içme suyu kaynağı bulunmaz. Yiyecek, içecek ve diğer ihtiyaçların karşılanabileceği tek yerleşim sahil Olympos yerleşimidir.

CENEVİZ KOYU

14. YY. Deniz rehberlerinde Ceneviz Koyu emin bir sığınma Limanı olarak gösterilmişken Piri Reis Haritasında da işaretli olan koyu 19. yy. seyyahlarından bazıları Likya’nın en önemli limanlarından birisi olarak tanımlamaktadır.

Vadinin doğu yamacında koya hakim konumda Roma ve Bizans döneminde kullanılan açık denizde fırtınadan kaçan gemicilere hizmet etmek amacıyla yapıldığı tahmin edilen iki katlı yapı kalıntıları bulunmaktadır. Bölgenin Ortaçağda denizcilik açısından önemli ve Venedik, Ceneviz ve Rodos şövalyelerinin bu kıyılarda aktif olması nedenleriyle Ceneviz koyunun özellikle 15. yy. ‘da önemli bir sığınma yeri olduğu, ismini de bu dönemden aldığı tahmin edilmektedir

SAZAK KOYU

Gündoğusu hariç her türlü havaya kapalı konumuyla antik dönemden günümüze kadar gelen süreç içerisinde Sazak Koyu, denizciler için bölgenin önemli sığınak noktalarından birisi olmuştur.

Kıyının yaklaşık 700-750 metre gerisinde doğu-batı uzantılı bir sırt üzerinde duvarları temel seviyesinde izlenebilen 5-6 mekandan, zeytin işliklerinden oluşan, yüzeydeki buluntulardan Roma döneminde aktif olduğu anlaşılan küçük bir çiftlik yerleşimi bulunmaktadır. Yerleşimin güneyinde ise teknesi ana kayaya oyulmuş semerdam biçimli kapağı olan bir lahite rastlanmaktadır

OLYMPOS

Likya’nın doğusunda yer alan Olympos’un adı eski Anadolu dillerinde “Yüksek Dağ, Ulu Dağ” anlamında kullanılmıştır.

Kentin kesin kuruluş tarihi bilinmemektedir. Olympos, Likya Birliği içerisinde 3 oy hakkına sahip 6 ayrıcalıklı kentten birisidir. Hatta bazen birlik başkanı bu kentten çıkmıştır. İ.Ö.80 yılında kent, korsanların eline geçmiştir.

Kilikyalı korsanların en ünlülerinden Zeniketes, Olympos yakınlarında bir kalede oturmuştur. Bölgeyi korsanlardan temizlemek için gelen Roma Donanması, İ.Ö.78 yılında yapılan deniz savaşını kazanarak Zeniketes’in ünlü şatosunu yerle bir etmiştir. Roma İmparatorluk Döneminde tekrar eski önemini kazanan kenti, İmparator Hadrianus ikinci Anadolu seyahatinde (129-131) ziyaret etmiştir. Bu dönemde kent, söz konusu ziyaretin onuruna Hadrianopolis olarak adlandırılmıştır.

6. yy. sonrası, bölgede yaşanan doğal afetler, 542 yılından başlayarak 8. yy’a kadar aralıklarla devam eden, 1346 yılında tekrarlayan veba salgını nedenleriyle tüm kıyı kentlerinde olduğu gibi Olympos’ta da nüfus azalmış, halk dağlık bölgelere doğru göç etmiştir.

Hıristiyanlık kente erken ulaşmıştır. 11. ve 12. yy’larda gerçekleşen Haçlı seferleri sırasında Venedik, Cenova ve Rodos şövalyelerinin istilasına uğrayan kentte, bu devirde Akropol ve güneyindeki yamaçta iki kale yapılmış ve kent içerisindeki bazı yapılarda yerleşmeler olmuştur.

15.yüzyılda, tüm Tekeli (Teke) yarımadası gibi Olympos da Osmanlı topraklarına katılmıştır. Bu dönem iskan olmaması kentin Ortaçağ dokusunun büyük oranda korunarak günümüze ulaşmasını sağlamıştır. 18.yüzyıldan 20.yüzyıl başlarına kadar Yörükler tarafından kışlak olarak kullanılmıştır.

Olympos, Klasik, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait yerleşim izlerinin görülebildiği bir kenttir. Şehirde en yoğun yerleşim ortasından akan Göksu Çayının her iki yakasında gerçekleşmiştir. Antik dönemde kentin kuzey ve güney yakası birbirine üç gözlü olduğu tahmin edilen bir köprü ile bağlanmıştır. Çayın her iki yakasında devam eden duvarların izleri Helenistik döneme kadar uzanmaktadır. Roma dönemine ait anıtsal kamu yapıları kentin güneyinde; Bizans dönemine ait yapılar da kentin kuzeyinde konumlanmıştır.

Kentin Akropolü, deniz seviyesinden yaklaşık 50 m. yüksekliktedir. Akropolün deniz seviyesinde, kentin içine uzanan Liman Caddesinin başında Liman Anıtsal Mezarları yer almaktadır. Roma dönemine ait bu mezarlardan en özgünü, üzerinde gemi kabartması ve yazıtı olan Kaptan Eudemos’un lahdidir.

Akropolün batı eteğinde Bizans Hamamı, Şapel ve Liman Caddesi üzerinde 19. yy.’ da yapılmış bir değirmen kalıntısı vardır.

Değirmenin su kanalı Bizans dönemine ait duvar parçaları kullanılarak yapılmıştır. Aynı zamanda yürüyüş yolu olarak da kullanılan kanalın, kuzeydoğusunda Lykiarkh’ın mezarı ve 570′li yıllarda kullanıldığı tahmin edilen mozaikli bir yapı kalıntısı yer almaktadır. Yapıda Haç motifleri işlenmiştir.

Doğal afetler sonucu yıkılmış ve bataklık haline gelmiş tapınağa ilişkin günümüze ulaşan kalıntı sadece anıtsal kapıdır. Tapınak anıtsal kapısının yanında kilise ve şapeller, yapı kalıntıları bulunmaktadır.

Liman Caddesinden batıya doğru devam edildiğinde caddeye paralel yer yer ikinci ve üçüncü katları ayakta kalmış, sokak düzeni oluşturan yapı kalıntılarına rastlanmaktadır. Yapı kalıntılarının batısı tekli, ikili yada üçlü yerleştirilmiş lahitlerin yer aldığı Kuzey Nekropolüdür.

Kentin güneyindeki, Tiyatro, Hamam, erken Hıristiyanlık dönemine ait Liman (Büyük) Bazilikası gibi yapılar Roma döneminin önemli kamusal yapılarıdır. Tiyatronun cavea ve sahne binasının 141 yılındaki depremden zarar gördüğü tahmin edilmektedir.

Tiyatronun batısında ve Olympos çayının güney yakasında yer alan Nekropol alanlarındaki mezarlar ise Likya Bölgesinden çok Kilikya Bölgesi mezarlarıyla benzerlik göstermektedir.

Olympos kentinin Helenistik Dönem yerleşmesinin yukarıda Yaylalık Tepe olarak geçen kısımdaki yerleşim olduğu, Roma Döneminde kentin sahile taşındığı tahmin edilmektedir. Denizden yaklaşık 700 metre yükseklikte bulunan Yaylalık Tepedeki kent yerleşimine giriş kuzeybatıdaki kapıdan sağlanmıştır.

Yerleşimin bu kısmı blok taşlardan örülmüş savunma duvarlarıyla çevrilmiştir. Giriş kapısının doğusunda bir kule vardır. Güneybatı kayalık olduğundan bu kısımda sur duvarına ihtiyaç duyulmamıştır. Giriş kapsından devam eden cadde Agoraya ulaşmaktadır.

Agoranın doğusu ve batısı yerleşim alanı olarak kullanılmış olup, yol boyunca birçok kamusal yapı ve sarnıçlara rastlanmaktadır. Yapılardan birisi çok kaliteli taş işçiliği bulunan Helenistik Döneme ait tapınak kalıntısıdır. Yerleşimin güneydoğusunda Bizans Dönemine ait yapı kalıntıları yer almaktadır.

ÇIRALI-ÇİMERA-MADEN AYRIM YERİ PAFTA 24

Olympos – Çıralı

Olympos sahil yerleşiminde sahile açılan patika, Çıralı sahili boyunca devam ederek Çıralı sahilinin sonuna doğru, doğu ve batı rotaları olmak üzere ikiye ayrılır. Doğudan devam eden patika, denize yakın, düşük rakımda devam ederek koyların etrafından dolanarak Phaselis arkeolojik yerleşimine doğru devam edecektir.

Batıdan devam eden patika ise, Ulupınar ve Beycik yönünde yüksek rakımlara yükselerek Tahtalı dağı üzerinden kuzey yönünde yüksek rakımda devam edecektir. Pafta üzerinde, Olympos ve Çıralı yerleşimlerinden her ikisinde de yiyecek, alışveriş ve konaklama imkanı sağlayan tesisler mevcuttur.

KHIMAIRA (YANARTAŞ)

Olympos Antik Kentinin kuzeyinde yer alan Çatal Dağın kuzeydoğu yamacında uzanan Khimaira, insanoğlunun binlerce yıldır sönmeyen metan gazı alevleri karşısında yarattığı efsane ve mimarinin en somut göstergesidir.

“Likya’nın sönmeyen ateşi” olarak adlandırılan Khimaira için ilk kez Homeros tarafından aktarılan efsane, Bellerophontes ile Khimaira isimli canavar arasında geçen mücadeleyi anlatmaktadır.

Yeraltı yaratıklarından Typhan ve Ekhidna’nın birleşmesinden doğan Khimaira’nın, Bellerophontes’in uçan atı Pegasos’a binerek öldürülmesi sırasında son nefesini verirken bile ağzından alevler çıkması, “Yanartaş” efsanesi ya da “Likya’nın sönmeyen ateşi” olarak günümüzde de anlatılmaktadır.

Khimaira, metan gazının yer yüzüne ulaşıp yanmasından oluşmuş doğal bir ateştir. Antik dönemde bu ateş çevresi önemli bir Hephaistos kült merkezi olarak kullanılmıştır.

Mitolojiye göre, Hephaistos, doğduğunda çirkin bir görünüme sahip olması nedeniyle, Zeus tarafından Olympos Dağından fırlatılmıştır. Çirkinliğiyle birlikte topallığı nedeniyle diğer tanrılar tarafından hor görülen Hephaistos, yer ve gökyüzünden kaçarak yanardağların altına yerleşmiş ve kendisine demirciliği meslek edinmiştir.

Çevresindeki Hephaistos tapınağı nedeniyle, Khimaira’nın diğer bir ismi Hephaisteion’dur. Hephaistos, Roma Döneminde Olympos Kentinin baş tanrısı konumundadır.

Hıristiyanlığa geçişle, Hephaistos kültünün sona ermesinden sonra da Yanartaş, uzun bir süre kutsallığını koruyabilmiştir. Bugün bile bazı yazıtları ve sunak kalıntıları görülebilen tapınağın üzerine, Bizans döneminde büyük bir Bazilika yapılmıştır. Bazilikanın doğusunda alt kısımda yine Bizans dönemine tarihlendirilen yapılar yer almaktadır. Bu kısımda, Roma Devrine ait bir çeşme yapısı bulunmaktadır.

Ulupınar çayının oluşturduğu küçük Çıralı ovasının güneybatı yamaçları izlenerek ulaşılan kuru dere ile Khimaira arasında kalker taşlarından yapılmış antik bir yol vardır. Yer yer yıkılmış ve yok olmuş yol Khimaira’ya kadar izlenebilmektedir.

Kalıntıların kuzeybatısında ikinci, kuzeyinde de üçüncü bir ateş daha yer alır. Ayrıca Çatal Dağın güney belinde bir kule ve yer yer antik patika izleri, kulenin batı tarafında küçük bir yerleşim, ikinci yanarın yanında niteliği belirlenemeyen toplama taşlarla yapılmış üçüncü bir yerleşim grubu mevcuttur.

Ulupınar deresinin güneyinde Göktaş Mevkii denilen yerde, Ulupınar deresine ve vadisine hakim 20-25 m yüksekliğinde doğal kaya bloku üzerine yapılmış yüzeyden izlenebildiği kadarı ile Geç Helenistik dönemden Geç Bizans dönemine kadar kullanılmış oldukça sağlam bir kale kalıntısı mevcuttur.

ÇIRALI-ÇİMERA-MADEN AYRIM YERİ PAFTA 24

Olympos – Çıralı

Olympos sahil yerleşiminde sahile açılan patika, Çıralı sahili boyunca devam ederek Çıralı sahilinin sonuna doğru, doğu ve batı rotaları olmak üzere ikiye ayrılır. Doğudan devam eden patika, denize yakın, düşük rakımda devam ederek koyların etrafından dolanarak Phaselis arkeolojik yerleşimine doğru devam edecektir.

Batıdan devam eden patika ise, Ulupınar ve Beycik yönünde yüksek rakımlara yükselerek Tahtalı dağı üzerinden kuzey yönünde yüksek rakımda devam edecektir. Pafta üzerinde, Olympos ve Çıralı yerleşimlerinden her ikisinde de yiyecek, alışveriş ve konaklama imkanı sağlayan tesisler mevcuttur.

KHIMAIRA (YANARTAŞ)

Olympos Antik Kentinin kuzeyinde yer alan Çatal Dağın kuzeydoğu yamacında uzanan Khimaira, insanoğlunun binlerce yıldır sönmeyen metan gazı alevleri karşısında yarattığı efsane ve mimarinin en somut göstergesidir.

“Likya’nın sönmeyen ateşi” olarak adlandırılan Khimaira için ilk kez Homeros tarafından aktarılan efsane, Bellerophontes ile Khimaira isimli canavar arasında geçen mücadeleyi anlatmaktadır.

Yeraltı yaratıklarından Typhan ve Ekhidna’nın birleşmesinden doğan Khimaira’nın, Bellerophontes’in uçan atı Pegasos’a binerek öldürülmesi sırasında son nefesini verirken bile ağzından alevler çıkması, “Yanartaş” efsanesi ya da “Likya’nın sönmeyen ateşi” olarak günümüzde de anlatılmaktadır.

Khimaira, metan gazının yer yüzüne ulaşıp yanmasından oluşmuş doğal bir ateştir. Antik dönemde bu ateş çevresi önemli bir Hephaistos kült merkezi olarak kullanılmıştır.

Mitolojiye göre, Hephaistos, doğduğunda çirkin bir görünüme sahip olması nedeniyle, Zeus tarafından Olympos Dağından fırlatılmıştır. Çirkinliğiyle birlikte topallığı nedeniyle diğer tanrılar tarafından hor görülen Hephaistos, yer ve gökyüzünden kaçarak yanardağların altına yerleşmiş ve kendisine demirciliği meslek edinmiştir.

Çevresindeki Hephaistos tapınağı nedeniyle, Khimaira’nın diğer bir ismi Hephaisteion’dur. Hephaistos, Roma Döneminde Olympos Kentinin baş tanrısı konumundadır.

Hıristiyanlığa geçişle, Hephaistos kültünün sona ermesinden sonra da Yanartaş, uzun bir süre kutsallığını koruyabilmiştir. Bugün bile bazı yazıtları ve sunak kalıntıları görülebilen tapınağın üzerine, Bizans döneminde büyük bir Bazilika yapılmıştır. Bazilikanın doğusunda alt kısımda yine Bizans dönemine tarihlendirilen yapılar yer almaktadır. Bu kısımda, Roma Devrine ait bir çeşme yapısı bulunmaktadır.

Ulupınar çayının oluşturduğu küçük Çıralı ovasının güneybatı yamaçları izlenerek ulaşılan kuru dere ile Khimaira arasında kalker taşlarından yapılmış antik bir yol vardır. Yer yer yıkılmış ve yok olmuş yol Khimaira’ya kadar izlenebilmektedir.

Kalıntıların kuzeybatısında ikinci, kuzeyinde de üçüncü bir ateş daha yer alır. Ayrıca Çatal Dağın güney belinde bir kule ve yer yer antik patika izleri, kulenin batı tarafında küçük bir yerleşim, ikinci yanarın yanında niteliği belirlenemeyen toplama taşlarla yapılmış üçüncü bir yerleşim grubu mevcuttur.

Ulupınar deresinin güneyinde Göktaş Mevkii denilen yerde, Ulupınar deresine ve vadisine hakim 20-25 m yüksekliğinde doğal kaya bloku üzerine yapılmış yüzeyden izlenebildiği kadarı ile Geç Helenistik dönemden Geç Bizans dönemine kadar kullanılmış oldukça sağlam bir kale kalıntısı mevcuttur.

ULUPINAR-BEYCİK PAFTA 25

Ulupınar Beycik

Chimaira (Yanartaş) tan kuzeye doğru çam ormanı içerisinde ilerleyen Likya yolu patikası (batı rotası) , anayol etrafında bulunan Ulupınar yerleşimi içerisinden geçerek Beycik yerleşimine doğru yine kızılçam ormanı içerisinde yükselişe geçer. Yukarı Beycik yerleşimi yakınlarında ana yola paralel devam ederek, Tahtalı dağının batısında bulunan boğaza doğru dik bir şekilde yükselmeye devam eder.

Paftada, yiyecek için Ulupınar yerleşimi, konaklama, alışveriş gibi ihtiyaçlar için ise yukarı Beycik yerleşimi gereken imkanları sunmaktadır.

TEKİROVA-PHASELIS PAFTA 26

Tekirova – Phaselis 

Çıralıda ikiye ayrılan Likya yolunun doğu rotası, sahilde muhtelif koyları geçerek Tekirova yerleşimine iner. Kasabanın bulunduğu düzlükte uzunca süre ilerleyerek kuzey yönünde devam ederek Phaselis arkeolojik yerleşimine ulaşır.
Yiyecek, içecek, konaklama ve alışveriş gibi ihtiyaçlar, bu paftada Tekirova yerleşiminden temin edilebilir.

PHASELIS

Antalya İli, Kemer İlçesi, Tekirova sınırları içerisinde yer alan, arkeolojik değerlerinin yanında sahip olduğu doğal güzellikleriyle de dikkatleri çeken Phaselis, İ.Ö.650 civarında Rhodoslular tarafından kurulmuştur. Kent, özellikle Klasik dönemde zengin ve güçlü bir kenttir. Deniz ticaretinden büyük kazanç sağlayan Phaselisliler, kurnazlık ve sahtekarlıklarından dolayı kötü bir şöhrete sahiptir.

Diğer Likya kentleri gibi İ.Ö.545 de Pers egemenliğine giren kent, 460′ lı yıllarda Atina-Delos birliğine katılmıştır. Phaselis’in birliğin kasasına ödediği yıllık 10 Talenton aidata bakıldığında, kentin o yıllarda ne kadar varlıklı olduğu anlaşılmaktadır.

İ.Ö.334 yılında Büyük İskender’e kapılarını açan kent, İ.Ö.309 yılından 197 yılına kadar Ptolemaios’ların yönetiminde kalmıştır. İ.Ö.160 yılından sonra Romanın egemenliği altında Likya Birliğine girmiştir.

Phaselis, İ.Ö.I.yüzyılda Olympos ile beraber devamlı korsanların saldırılarına maruz kalmış, bir müddet Zenekites’in elinde kalan şehir, tüm Likya ve Pamphylia’nın korsanlardan temizlenmesinin ardından 2.yüzyılda kenti ziyareti nedeniyle adına tak da dikilen İmparator Hadrian zamanında en parlak dönemini yaşamıştır.

3.yüzyılda korsan faaliyetleri yeniden başlamıştır. Bununla beraber, limanın bataklık haline dönüşmeye başlaması, bundan kaynaklanan tıkanıklık nedeniyle kentteki ihracatın azalması ve daha sonra gelen Arap akınlarının denizlerde yarattığı terör nedeniyle, Phaselis, önce ticari özelliğini, sonra da sosyal özelliğini kaybetmiştir. 11.yüzyıl sonrası için Phaselis adeta ölü bir kenttir.

Bir yarımada üzerinde kurulan kentin Büyük Liman (A Limanı), Askeri Liman (B Limanı) ve Güney Limanı (C Limanı) olarak adlandırılan üç limanı bulunmaktadır.

Yarımadanın üzeri, Erken Bizans döneminde ızgara planın uygulandığı bir kentin yapı, cadde ve sokaklarını sergilemektedir. Askeri Limandan, Güney Limanına kadar yarımada çevresinde, topografyaya uygun olarak geçirilmiş yine Erken Bizans dönemine ait surlar yer almaktadır.

Surlar içerisindeki en önemli anıtsal yapı, skene binası da geç dönem surları için kullanılmış olan tiyatrodur. İki katlı skenesiyle, tiyatro yapısı bugünkü görüntüsü ve planıyla tipik bir Roma Dönemi yapısıdır.

Antik Kentin en önemli ziyaret noktalarından birisi Askeri Liman ile Güney Limanını bağlayan Liman Caddesidir. Cadde tümüyle taş plakalarla kaplı olup, her iki yanında belirli aralıklarla kentin ünlülerinin heykellerinin yer aldığı yazıtlı kaideler bulunmaktadır. Bu kaidelerin birçoğu daha sonra Bizans Dönemi iskelesinin yapımı sırasında kullanılmıştır.

Cadde, Hadrian Agorası (Tetraganoz Agorası)’nın önünde yüksekçe bir alan oluşturmaktadır. Bu meydana her iki yönden basamaklı çıkışların varlığı, caddenin yalnız yaya trafiği için kullanıldığının göstergesidir. Cadde, alt yapısıyla her iki yanında yer alan yapıların pis sularını akıtmak için olduğu kadar, yağmur sularının da her iki yönde dağılımını sağlayan bir kanalizasyon şebekesine sahiptir.

Liman Caddesinin Büyük Limandan kente girişteki kısmında bulunan Hadrian Takı, dört köşesi aslan ayağı profilli elemanlarla süslenmiş, kare şekilli iki ayak üzerinde yükselen tek kemerli bir taktır.

Cadde üzerinde yer alan agoralardan Hadrian Agorası içinde yapılan kazılarda, en az üç yönde dükkanlar ile dükkanların önünde bir portikonun olduğu tespit edilmiştir. Agoranın kuzeyinde, 3.yüzyılın yöredeki diğer çağdaş yapılarını anımsatan çift mekanlı “Büyük Hamam” yer almaktadır.

Hadrian Agorasının caddeye bakan kapısının iki yanında 141 depremi sonrası, Opramoas’ın Phaselis’e katkılarını belirten kitabe ve heykeller bulunmaktadır.

Bir diğer agora olan, Domitian Agorasında kazı yapılmadığı için içi hakkında kesin bilgiler bulunmamaktadır. Agoranın liman caddesine açılan kapısı, ancak yayaların geçebileceği boyuttadır. “Domitian’ınlanetlenmesi”nin ardından kapı lentosundaki kitabeden Domitian ismi kazınmıştır.

Liman caddesinin kuzey ucu doğu yakasıyla, iskele babaları bile hala yerinde duran bir rıhtımla sonuçlanmaktadır. Doğudaki kalıntılardan da yararlanılarak oluşturulan dalgakıran kuzey limanını güvence altına alan bir önlemdir. Askeri limanın girişi ise fenerli olduğu kesin olan iki fener yapısıyla belirgindir.

Kentin nekropol alanı, Kemer-Kumluca karayolu girişinden kuzey limanına kadar olan kısımdır. Kuzey limanının batı yakasında birçok anıt mezar yapısı, ön ve kuzey, sonra doğu yönde limanı kuşatacak şekilde sıralanmıştır.

TAHTALI PAFTA 27

Tahtalı Dağı – Yayla Kuzdere 

Yukarı Beycik yerleşiminden kuzey yönünde ilerleyen Likya yolu batı rotası, tahtalı dağının batısındaki boğazdan geçerek, asırlık sedir ve ardıç ağaçları ve kar çukurları arasından ilerleyerek ortasında bir evin bulunduğu küçük bir düzlüğe iner. Bu noktaya inmeden önce ayrılan bir patika ile Tahtalı dağının zirvesine erişim mümkündür.

İçerisinde evin olduğu, kışın yüksek karla kaplı, yazın ise ikamet edilen bu küçük yaylada, köy evinin güneyinde, ağaç ovukları arasından akan çeşme ile içme suyu imkanı sağlamaktadır.

Düzlükten Yayla Kuzdere yönünde ilerlemek için Likya yol işaretlerine dikkat etmek gerekir. Nitekim, bölgede başka yürüyüş parkurları ile farklı tabela ve işaretler mevcuttur.

Likya yolu, bir yanında derelerin oluşturduğu büyük bir heyelan havzasına paralel olarak uzun bir süre iniş yaparak Yayla Kuzdere yerleşimine ulaşır. Burada, köy camisinin önünde içme suyu imkanı sağlayan çeşme mevcuttur. Köyün içerisinde karayolu kavşağında üstteki yol tercih edilerek bir süre karayolundan devam edilir. Birkaç yüz metre ilerde ise, yukarı doğru, evlerin bahçesinin yanından yukarı yönelen Likya yolu ayrımında işaretler silinmiş olduğundan bu noktaya dikkat edilmelidir. Aksi halde 7-8 km aşağıda bulunan Gedelma yerleşimine,  karayolundan gitmek zorunda kalınabilir.

Paftada yer alan rota, özellikle Alpin dağcılık için oldukça keyiflidir.

PHASELİS-KUZDERE PAFTA 28

Phaselis – Çamyuva – Kuzdere

Phaselis arkeolojik yerleşiminden başlayarak denize paralel olarak kuzeye ve daha sonra kızılçam ormanları arasında dere yatağından Kuzdere yerleşimine doğru devam eder.
Phaselis arkeolojik yerleşimi ile ilgili bilgiler, 26 numaralı paftada verilmiştir. Bu paftada yiyecek, su ve konaklama için Çamyuva yerleşimi uygun imkanlar sağlamaktadır.

IDYROS

Idyros Antik Kenti hakkında antik kaynaklarda pek fazla bilgi bulunmamaktadır. Carl Ritter, “Phaselis’ten kuzeye doğru gidilince Cap Avova kuzey yamacından Egber mevkiinde antik çağlara ait bir gemici barınağı olan şehrin (Idyros Polis…)” olduğunun söylendiğini yazmıştır. Skylax ise Idyros şehrinin Phaselis (Tekirova) ile Lurnateia (Sıçan Adası) Adası arasında bulunduğunu yazmaktadır. Kipert ise haritalarında kenti, Kemer dağının güneydoğu sahilindeki koyda göstermektedir.

1977 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığınca Kemer’de bugün kıyıdaki Ayışığı günübirlik tesislerinin gerisinde yapılan kazı çalışmaları sonucu, bu alandaki kent, Idyros Antik Kenti olarak tanımlanmıştır. Yapılan kazıda, bir Bizans kilisesi ile çevresinde sivil mimariye ait yapılar, klasik ve Bizans dönemlerine ait mezarlar ortaya çıkartılmıştır.

Kilise 25×11.50 m boyutlarındadır. Plan yönünden 6. yüzyılda Anadolu’da görülen aynı plandaki kiliselerin özelliklerini taşımaktadır. Üç nefli kilisenin orta ve yan neflerinde, narteks ve aksonartaksda taban mozaik ile kaplıdır. Mozaikler turuncu kiremit kırmızısı, beyaz ve gri renkli taşlardan yapılmıştır. Geometrik motiflerin çoğunlukta olduğu süslemeler, kalp şeklinde bitkisel bordürlerle çevrilidir.

Kilisenin güneyinde bir şapel ortaya çıkarılmıştır. Şapel kilise apsisinin daha ilerisine doğru çıkmakta olup 7.55×5.20 m boyutlarında dikdörtgen bir yapıdır. Zeminin bir kısmı mozaik ile kaplıdır.

Kilisenin kuzeyinde ise Baptısterium bulunmaktadır. 7.35×6.65 m boyutlarında dikdörtgen bir oda şeklindedir. Taban mozaik döşenmiştir.

Kilise ve kompleksinin kazısı esnasında bulunan küçük buluntu ve sikkelerden bu kompleksin 4. ve 7. yüzyıllar arasında kullanıldığı anlaşılmaktadır.

Kilisenin ve önündeki caddenin batısında yine kilise kompleksiyle aynı devir özelliğini gösteren duvarlardan yapılmış mekanlar bulunmaktadır. Bunlar sivil mimariye ait yapılardır. Bu mekanlar ev planı göstermeyen, birbiriyle ilişkili yan yana odalardır.

1977 yılında yapılan kazı çalışmaları Idyros Antik Kentinin bir bölümünü kapsamıştır. Yüzey araştırmaları sonucunda Bizans çağına ait yapı kalıntılarının güneydoğuya dere yatağına kadar uzandığı ve ayakları halen mevcut bir köprü ile Tatil Köyünün bulunduğu kısma bağlandığı tespit edilmiştir. Tatil Köyünün içinde bir kilise ile bir çok mimari kalıntılar bulunmaktadır. Bütün bu kalıntılar Bizans çağına aittir.

Gerek antik kaynakların kayıtları ve gerekse çalışmalar sırasında tespit edilen Klasik Çağ Nekropolü, Idyros Antik Kentinin Klasik, Helenistik, Roma çağlarına ait iskanlarının da olduğunu göstermektedir. Ayrıca Kocaburnun gerisinde, orman gözetleme kulesinin bulunduğu tepede tespit edilen surlar, Klasik devre aittir. Bu durum Klasik çağda bölgede etkili bir yerleşimin bulunduğunu göstermektedir.

TEKEDAĞI-GÜNEŞLİ PAFTA 29

Yayla Kuzdere – Gedelma / Kuzdere – Gedelma Yol ayrımı

Yayla Kuzerede anayoldan ayrılan Lİkya yolu batı rotası , zaman zaman orman , bağ bahçe ve bazen de yollar ile kesişerek Gedelma yerleşimine ulaşır. Phaselis tarafından Kuzdere yerleşimine, oradan da yukarı doğru Kesme Boğazı ve kanyonu içerisinden karayolunu takip ederek Gedelmaya ulaşan Likya yolu doğu rotası ile birleşir. Gedeladan yukarı doğru çıkan asfalt yoldan birkaç yüz metre sonra orman içerisine sapan Lİkya yolu, orman içerisinden Göynük Yaylası yönünde devam eder.

Paftada, yeme içme, market alışverişi gibi ihtiyaçların karşılanabileceği uygun yer Gedelma yerleşimidir.

LYKAI

Kemer İlçesi, Ovacık Köyü sınırlarında yer alan Lykaı, Gedelma’nın yaklaşık 2 km batısında, yaklaşık 1276 metre yüksekliğe sahip Bölücektaşı Tepesinin kuzey-kuzeybatı eteklerinde yer almaktadır. Lykai, ilk kez Patara Yol Kılavuz Anıtında Kosaranın güneydoğusundaki yerleşim olarak anılmaktadır. Yol Kılavuz Anıtına göre Kossara’danLykaı’ye giden yol buradan Kithanaura ve Pygela yönlerinde iki güzergâha ayrılmaktadır.

Yapı kalıntıları; orman gözetleme kulesi merkez olmak üzere özellikle güneydoğu ve kuzeydoğu eteklerde yoğunluk göstermektedir. Kuzeydoğu etekte Roma Dönemine ait yazıtlı iki exedra, lahit tekneleri ve tanımlanamayan yapı kalıntıları ile sütun parçaları bulunmaktadır.

Orman yangın kulesinin güneydoğu eteğinde büyük oranda kaçak kazılarla tahrip edilmiş durumdaki Hellenistik ve Roma Dönemine ait duvar kalıntıları bulunmaktadır. Yerleşimin çam ağaçlarıyla kaplı bir vadiye bakan batı yamacında duvar kalıntıları ve yapı duvarlarına ait mimari parçaların izlerine rastlanmaktadır.

OVACIK-GÖYNÜK KANYON PAFTA 30

Likya yolu, dik yamaçları paralel olarak takip ederek, oldukça keyifli bir patikadan inerek Göynük Kanyonu Milli Parkı tesislerin olduğu bölgeye iner. Bu noktadan kuzeye, diğer bir derenin geldiği yönde devam ederek tekrar yükselmeye başlar.

Pafta içerisinde , konaklama , yiyecek ve diğer ihtiyaçlar, Göynük Yaylasında yaşayan yerel halkın sağladığı imkanlar ile karşılanmaktadır. Göynük yaylasından aşağı doğru yürüyenler için bir sonraki içme suyu imkanı, dereden sonra tırmanılacak büyük tepenin zirveye yakın noktasında bulunan, ince ahşap bir kovuktan akan doğal su kaynağıdır. Göynük Kanyonu Milli Parkı tesisleri ise, sadece gündüzleri hizmet vermektedir.

Yağışlı sezonda (Aralık-Mayıs) paftada görülen dere geçişleri imkansız hale gelebilir.

MNARA-MARMARA (KAVAKLIDAĞ)

Mnara, Üçoluk Köyü, Kavak Dağı üzerinde denizden 1470 m yükselen kuzey-güney doğrultusunda uzanan konumuyla bağımsız bir tepe üzerinde konumlanmıştır. Kent, surlarla çevrilmesine gerek duyulmayacak kadar sarp bir yerde kurulmuştur. Doğu Likya’nın önemli bir bölümünü kontrol edebilecek ve Side’ye kadar tüm Antalya Körfezini çıplak gözle görmeyi sağlayan bir konuma sahiptir.

Kent tarihi hakkında bilgiler çok kısıtlıdır. Mnara’lılarınPhaselis’lilerin mahsullerini yağmaladıkları ve zarar verdikleri, Asya seferi sırasında kışı Phaselis’te geçiren Büyük İskender’in kenti zapt ettiği antik kaynaklarda anlatılmaktadır.

Birçok yapının özelliklerine göre yerleşimin Helenistik dönemde kurulduğu ve Roma Dönemi içerisinde de iskân gördüğü, erken Bizans döneminde yerleşimin küçüldüğü ve 8. yy.’ da terk edildiği, kentteki bulgulardan anlaşılmaktadır.

Mnara’daki kalıntılar, doğu-batı doğrultusunda sıralanmaktadır. Zirvenin güneyi taş ocağı olarak değerlendirilmiştir. Güneydoğu’da üç basamakla çıkılan, önde dört sütunlu, zengin kalkan tasvirleri olan tamamen mermerden yapılmış bir tapınak bulunmaktadır.

Tapınağa birçok heykel hediye edildiği, yüzeydeki heykel parçacıklarından anlaşılmaktadır.

Tapınağın batısında büyük bir sarnıç ve Heroon olduğu tahmin edilen yapı kalıntıları bulunmaktadır. Tapınağın kuzeydoğusunda ise neredeyse zirvede, iki yanı uçurumla sona eren, sahne binası olmayan dini törenlerin yapıldığı theatral bir yapı vardır.

Kentin kuzeybatısında teras duvarları ile desteklenmiş agora ve Bouleuterion olması muhtemel yapı kalıntılarına rastlanmaktadır.

SARIÇINAR-HİSARÇANDIR PAFTA 31

Göynük Kanyonu Milli Parkından kuzeye doğru , vadi içerisinden yükselen Lİkya yol patikası, vadinin sonlarına doğru Sarıçınar dağının zirvesine doğru yönelir.

Dağın eteklerinde stabilize bir yola ulaşarak birkaç hanenin olduğu bir yayla yerleşimi içerisinden geçerek , stabilize yol üzerinde Hisarçandır yerleşimine ; Lİkya yolunun resmi başlangıç noktasına kadar iner.

Bilinmelidir ki, Likya yolu, Likya ülkesinin bilinen doğu taraftaki son şehri olan , Antalya ili Konyaaltı İlçesi Geyikbayırı – Çağlarca köyü civarında bulunan Trabenna arkeolojik yerleşimine kadar devam etmektedir.

Mevcut başlangıç noktası olan Hisarçandır yerleşiminden, Typella arkeolojik yerleşiminden geçen, buradan Sivridağ eteklerinden Trabenna antik yerleşimine ulaşan antik yol kalıntılarının işaretlendirilmesi tamamlandıktan sonra resmi başlangıç noktası, Geyikbayırı yakınlarında bulunan Akdamlar köyüne taşınacak ve haritalar buna göre güncellenecektir.

Yorum yap